Raskolnikovdan çok iyi bir final bekliyordum ama bu da beni tatmin etmedi. Bence en iyi yazar Milen Kundera ya ..
Roman yazma serüveni
Yıllardır iktidar değişse de yazdığım romanı yayınlasam diye bekliyorum. Lakin ülkenin durumu başka bir yöne kaydı. Haliyle bizim roman da başka bir yere evrildi. Dönem romanına dönüştü. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken ne yaşadıysak anlatıyoruz. Gerçekten yetenekli bir romancının elinde senelerce unutulmayacak bir malzeme var. Neden kimse yazmıyor? Milen Kundera, Agota Kristof, Cesare Pavese, Aleksandr Soljenitsin, İlya Ehrenburg gibi isimler okumuş insanlarız. Bu ülkede Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Vedat Türkali, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve birçoğu dönemin şartlarını korkusuzca anlattılar. Bugün inanların yüzündeki çaresizliği, bıkkınlığı, korkuyu görebiliyorum. Haliyle sahipsiz ve yalnız bırakılma korkusuyla kimse de yazmak istemiyor. Toplumsal gerçekçi romanlara hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.
1000Kitap
Reklam
"Yük ne kadar ağır olursa , yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne " Milen Kundera
Yıl 1866. Suç ve Cezanın ilk yayınlanma tarihi. Romanın ana kahramanı Raskolnikov babasıyla beraber çıktığı meyhaneden eve doğru yürürken gürültülü bir kalabalıkla karşılaşır. Bir at yorgunluktan bitap düşmüş bir halde yerde yatarken ve sahibi tarafından kalkması için şiddetli bir şekilde kırbaçlanırken Raskolnikov bu durum karşısında daha fazla dayanamaz ve babasının elinden kurtulup ölen atın boynuna sarılır ve atı öpmeye başlar. Uykudan uyanır ve bunun bir düş, bir rüya olduğunun farkına varıp, derin bir nefes alır. Yıl 1899. Nietzche İtalya’nın Torino kentinde kaldığı bir sabah, hayatını sonsuza dek değiştirecek bir olayla karşılacağından habersiz şehrin merkezine doğru ilerliyordu. Yolda giderken yürümediği için atını kırbaçlayan bir faytoncu görmüştü. Zavallı hayvan çok bitkin görünüyordu. Hiç gücü kalmamıştı. Atın hiç hali olmamasına rağmen, sahibi onu hareket ettirmek için hiç durmadan kırbaçlıyordu. Nietzsche gördüğü şey karşısında dehşete düşmüştü. Hızla oraya yaklaştı. Faytoncunun bu davranışını kınadıktan sonra, Nietzsche yere çöken ata yaklaştı, sarıldı ve ağlamaya başladı. Görgü tanıkları, atlara bir kaç kelimeyi mırıldandığını, fakat ne söylediğini anlayamadıklarını söyledi. Tam o sırada bilincini kaybetti, zihni sonsuza kadar sürecek bir değişime uğradı. O günden itibaren tam 10 yıl boyunca, yani ölümüne kadar asla konuşmadı. O atla karşılaştıktan sonra eski haline bir daha asla dönmedi. Nietzche’nin akıl sağlığını yitirmeden önce Dostoyevski’nin kitabında bahsettiği bir anektodu son bir çırpınışla yaşatması beni derinden etkileyen olaylardan birisiydi. Milen Kundera bir kitabında şöyle yazmıştı; “Bir olay kendisini hazırlayan rastlantıların sayısı oranında önemli, anlamlı ve dikkate değer değil midir?” Kundera, Nietche’nin deliliğine sebep olan bu
Ruhları görünmez olmuş bedenlerle dolu uçsuz bucaksız bir toplama kampından başka bir şey değildi yaşadığımız dünya. Sevgili Milen Kundera ölmüş Dünya boktan insanlara kaldı yine
İnsanlar birbirlerini sık sık görünce tanıdıklarını sanıyorlar. Milen Kundera
Reklam