Yıl 1866. Suç ve Cezanın ilk yayınlanma tarihi. Romanın ana kahramanı Raskolnikov babasıyla beraber çıktığı meyhaneden eve doğru yürürken gürültülü bir kalabalıkla karşılaşır. Bir at yorgunluktan bitap düşmüş bir halde yerde yatarken ve sahibi tarafından kalkması için şiddetli bir şekilde kırbaçlanırken Raskolnikov bu durum karşısında daha fazla dayanamaz ve babasının elinden kurtulup ölen atın boynuna sarılır ve atı öpmeye başlar. Uykudan uyanır ve bunun bir düş, bir rüya olduğunun farkına varıp, derin bir nefes alır.
Yıl 1899.
Nietzche İtalya’nın Torino kentinde kaldığı bir sabah, hayatını sonsuza dek değiştirecek bir olayla karşılacağından habersiz şehrin merkezine doğru ilerliyordu. Yolda giderken yürümediği için atını kırbaçlayan bir faytoncu görmüştü. Zavallı hayvan çok bitkin görünüyordu. Hiç gücü kalmamıştı. Atın hiç hali olmamasına rağmen, sahibi onu hareket ettirmek için hiç durmadan kırbaçlıyordu. Nietzsche gördüğü şey karşısında dehşete düşmüştü. Hızla oraya yaklaştı. Faytoncunun bu davranışını kınadıktan sonra, Nietzsche yere çöken ata yaklaştı, sarıldı ve ağlamaya başladı. Görgü tanıkları, atlara bir kaç kelimeyi mırıldandığını, fakat ne söylediğini anlayamadıklarını söyledi. Tam o sırada bilincini kaybetti, zihni sonsuza kadar sürecek bir değişime uğradı. O günden itibaren tam 10 yıl boyunca, yani ölümüne kadar asla konuşmadı. O atla karşılaştıktan sonra eski haline bir daha asla dönmedi.
Nietzche’nin akıl sağlığını yitirmeden önce Dostoyevski’nin kitabında bahsettiği bir anektodu son bir çırpınışla yaşatması beni derinden etkileyen olaylardan birisiydi.
Milen Kundera bir kitabında şöyle yazmıştı;
“Bir olay kendisini hazırlayan rastlantıların sayısı oranında önemli, anlamlı ve dikkate değer değil midir?”
Kundera, Nietche’nin deliliğine sebep olan bu