“... Bir yargıçla karşılaşırsam korkmam; çünkü onun bilgeliğine ve acıyacağına inanıyorum. Elbette beni ilgisizliğimden ve düşkünlüğümden olduğu gibi açık sözlülüğümden ötürü de cezalandırmaz. Cezalandırmaya kalkarsa, o zaman benim de ona şöyle demeye hakkım olur: ‘Daha açık konuşmanız gerekirdi, konuşmadınız Tanrı’m! Bilmeceleri çözememişsem, kabahat benim mi? Beni içine attığınız karanlıklarda yol alabilmek için, fenerimi, şu biricik alevimi, şu titrek ışığı söndürmem gerektiğini nereden bilecektim? Bağışladığınız şu küçük aklı susturmam gerektiğini nasıl anlayacaktım?’ ”
Ah tutkularımız! Onlar değil miydi firavunlaştıran bizi! Ne diyor aydınlanma çağının düşünürü: “Kendinize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarına öyle davranmalıyız.”