Büyük hümanist Abraham Lincoln da öldürülmeden hemen önce şöyle demişti: “cesaretimi kıran ve ülkemin güvenliğini düşününce titrememe neden olan bir krizin yakın gelecekte yaşanacağını öngörüyorum...Şimdi şirketler göklere çıkarılıyor. Sonra yüksek mevkilerdeki rüşvet ve yozlaşma gelecek. Ülkedeki mali iktidar, insanların önyargılarına hitap ederek servetler birkaç elde toplanana ve Cumhuriyet yok edilinceye kadar egemenliğini genişletmeye çalışacaktır.
Bir şey yapmak istediklerinde tabii ki iş hayatından bahsediyorum, zihinlerinde o şeyin doğru olduğuna dair dinsel, ahlaki, bilimsel veya felsefi bir kavram oluşmasını beklerler. Ancak ondan sonra yaparlar. Bu arada düşüncenin arzudan doğduğundan ve bunun insan zihninin zaaflarından biri olduğundan habersizdirler. Yaptıkları şey ne olursa olsun mutlaka bir gerekçesi vardır. Ahlak sorununu kendi kafalarına göre yorumlayan insanlardır onlar. Yaptıkları şey yanlış bile olsa buradan doğru bir sonuç çıkacağını savunurlar. En ilginç ve kendinden menkul vehimlerden biri, akıl ve etkinlik açısından bütün insanlardan üstün oldukları hayalidir. İnsanlığın rızkını onların vermesi gerektiği yönündeki görüşleri de buradan kaynaklanır zaten. Hatta krallara Tanrı tarafından verilen haklar olduğu teorisini yeniden canlandırırlar.
“Zaten emekçilerin kiliseye ilgisinin kalmamasının nedeni de bu. Kilise, kapitalist sınıfın işçi sınıfı üzerinden uyguladığı korkunç zulmü ve kaba güç politikasını onaylıyor.”