Bir insanın idealinin, yani amacının yaşamının henüz ilk aylarında oluştuğu görülür; daha bu aylarda dıştan kaynaklanan duyumları sevinçle ya da hoşnutsuzlukla yanıtlar çocuk, dolayısıyla söz konusu duyumlar böyle bir idealin gelişiminde rol oynar. Daha ilk aylarda, alabildiğine ilkel biçimde de olsa, bir dünya görüşünün ilk izleri kendini açığa vurur.
Bununla söylemek istediğimiz, ruhsal yaşamda saptanan etkenlerin temellerinin henüz süt çocukluğu döneminde atıldığıdır. Söz konusu temeller, ileride sürekli pekiştirilip geliştirilir, değişken bir nitelik taşır, etkilenmelere açık bulunurlar. Alabildiğine değişik etkiler, yaşamın kendisine yönelttiği isteklere karşı çocuğu belirli bir tavır ve tutum takınarak yanıt vermeye zorlar.
Dolayısıyla, insanın karakter özelliklerinin daha süt çocukluğu döneminde kendini belli ettiğini ileri süren araştırıcılara hak vermemek elde değildir.