Demek oluyor ki, insanı değiştirmek pek kolay gerçekleşen bir süreç değildir, bunun için belirli bir ihtiyat ve sabrın varlığı, özellikle her türlü kişisel büyüklenmeden el çekilmesi zorunludur; çünkü karşımızdaki kişi bizim büyüklenmelerimize konu olmakla yükümlü değildir. Ayrıca, ilgili sürecin karşıdaki kişiye cazip gelecek gibi yöneltilmesi şarttır; çünkü bir kimse normalde severek yediği bir yemeği önünden itip uzaklaştırıyorsa, nedeni yemeğin uygun biçimde sunulmamasıdır.
Diyelim hatasını görmesini sağladık ilgili kişinin; böyle bir durum değişik sonuçlara yol açacaktır. Söz konusu kişi, hatasından el çekmenin zamanı geldiği sonucuna varacaktır belki. Ancak bunun, seyrek karşılaşılan bir durum olduğunu söylemeliyiz.
Bir başkası ise, bize vereceği yanıtta hatayı hanidir işleyegeldiğini, artık ondan vazgeçemeyeceğini belirtecektir.
Bir üçüncüsü ise, böyle bir hatadan ötürü anne ve babasını, ya da genel olarak gördüğü eğitimi suçlayacak, kimsenin zamanında kendisiyle ilgilenmediğini, şımarık yetiştirildiğini ya da kendisine sert davranıldığını dile getirecek ve hatasında diretecektir. Ne var ki, bu sonuncular ilgili davranışlarıyla salt eleştirilmek kaçmak istediklerini ortaya koyacaktır. Böyle bir yola başvurarak bir özeleştiriden titizlikle ve görünürde haklı olarak yakayı sıyırmaya bakacaklardır. Kendileri asla bir suçu kabullenmeyecek, elde edemedikleri şeylerin kabahatini hep başkalarına yükleyeceklerdir. Hatalarından kurtulmak için bizzat pek bir çaba harcamadıklarını hep görmezlikten gelecek, üstelik büyük bir inatla hatalarında ayak direyecekler, beri yandan hatalarının suçunu canları istedikçe gördükleri kötü eğitimin üzerine yıkacaklardır.
Ancak şurası unutulmamalıdır ki, her deneyim çok çeşitli değerlendirmelere açıktır. Şöyle iki insan gösterilemez ki, aynı deneyimden aynı yararlı sonucu çıkarabilsin. Dolayısıyla, deneyimlerinden bir türlü ders alamadığı görülür insanların. Gerçi bazı güçlüklerden nasıl sakınılabileceği öğrenilir, ilgili güçsüzlükler karşısında belirli bir tavır takınılır. Ama bir insanın devinim çizgisinde bir değişikliğe yol açmaz, bu. İncelemelerimiz sırasında göreceğimiz gibi, insanlar edindiği deneyimlerden ancak belirli bir ölçüde yararlanır ve deneyimlerden çıkarılan bu yararlı sonuçların, daha yakından bakıldığında hep de o kişinin yaşam çizgisine uyan, onun yaşam modeline güçlülük kazandıran bir nitelik taşıdığı görülür. Dilin kendine özgü bir şekilde açığa vurduğu gibi, her insan kendi deneyimlerini edinir; bununla dilin söylemek istediği şey, deneyimlerini nasıl değerlendireceği konusunda herkesin kendi başına buyruk olduğudur.
Kısaca, araştırmalarımız şu noktayı şaşılacak bir açık seçiklikle ortaya koymuştur: Bireydeki ruhsal devinim hep aynı kalmakta, ruhsal olayların dış görünümü, somutluk derecesi, dışavurum biçimi değişmesine karşın, bu olayların dayandığı temeller, amaç ve dinamizm, kısaca ruhsal yaşamın amaç doğrultusunda devinimini sağlayan tüm öğeler değişmeden varlığını sürdürmektedir.