Ecem Yıldırım

Puan vermedi·128 syf.··
2021 15. kitabı
Belki de bu denli özgür bir ruhun, kendine olan tutsaklığı ilk okuduğum zamandan beri etkisinden çıkamadığım kısım; Ait olamadan yaptığı her yolculukta en çok kendini arayışı ve yine en çok kendinden kaçışı ya da... ''Ve yaşam yalnız rüzgar,yalnız gökyüzü,yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi .'' dediği yerde Yaşam nasıl tasvir edilir denilirse şüphesiz Tezer Özlü'nün ruhunu hissettiren bu kitabı önererek cevaplandırırım soruyu. Kitabı bitirdiğimde hem kendi yaşamını anlamlı kılmak için kendini arayan bu kadının özgür ruhunu, hem de özgür kılmak uğruna ait olamadığı her yerde içinde yarattığı tutsaklığı gördüm Tezer Özlü'nün... Herkes sever mi bilemem ama birçok kişiye ağır geleceğinden şüphem yok.Ölümle yaşamı iç içe tasvir ederken intihara karşı bakış açısı depresif bir ruhu betimliyor. Sevdiği yazarların mezarlarına yaptığı her yolculukta ölümü bir kez daha sorgulurken belki de en gerçekçi bulduğu ölüm şekli intihardı,’’ Pavese'nin de ‘’yaptığı gibi... Kendi hayatında, özgürlüğe biçtiği roldü belki de intihara olan ilgisi... ''Yaşamın Ucuna Yolculuk' bende ilk okuduğum zamandan beri yaşamın benden, benimse bir hiçten ileri geldiğimi hatırlattığından belki de arada elime alıp tekrar tekrar okurum. Kendine verdiği değeri kendi doğrularıyla yaşayan bu kadının bütün baskılardan arınma şeklinde kendimi bulduğumdan belki de ... Bedenin ruhu arayışı ruhunsa bu arayıştan yoruluşu kitabı her bitirdiğimde hissettiğim duygu. Bana beni bir kez daha hissettirdiği için teşekkür etmek istediğim bir kitap, sever misiniz bilmem ama hissedersiniz.
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
BELKİ DE BİZ SİZ DEĞİLİZ.
Puan vermedi·88 syf.··
2021 5. kitabı
''Senin başkalarına karşı duyduğun şüphe bile, benim kendime duyduğumdan daha büyük değil, beni böyle yetiştiren sendin.'' diyor Franz Kafka mektubunun son satırlarında Hermann Kafka'ya... Her ne kadar çoğu zaman memnun olmasalarda yetiştirdikleri çocuklarından ebeveynler, aslında kendi yansımalarını kabul edemedikleri için sanırım bu yakarışları çünkü ne kadar kabul etmek istemeselerde Kafka'nın da dediği gibi bizi böyle yetiştiren kendileri aslında. Franz Kafka'nın babasına olan bu mektubunu okuduğumda bir kere daha aslında hepimizin birbirinden hem çok farklı, hem de çok da farklı olmayan yaşanmışlıklarıyla yer, din, ırk, cinsiyet adı her neyse ve her ne kadar farklılık gösterse de duygusal açıdan olan benzerliğiyle aslında hepimizin ne kadar da ''insan'' olduğu gerçeğini göz önüne seren bir mektup olduğunu düşündüm. Franz'ın mektubunu okurken en çok etkilendiğim şey ,hayatının birçok alanında kendisi ve babasını kıyaslamasının sebebinin aslında farklı bir birey olduğunu kabullenmeye çalışırken hatalarının veya eksikliklerinin olduğu kadar, doğrularının da babasının onlara biçtiği değer kadar anlamlı olduğunu düşünmesinde ve yine bu düşünceye de babası yüzünden sahip olmasında ki arada kalmışlık mücadelesi ve üzerinde bıraktığı duygusal boşluk oldu. 1919'da yazılan bu mektuptan bu kadar etkilenmemin sebebi aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen çok da değişmeyen yetiştirme tarzı ve yaklaşımının birey üzerindeki etkisinin çarpıcılığı ve aynılığı oldu sanırım . Bundan 100 yıl önce Hermann Kafka'nın çocuğundan beklentileri farklıydı belki ama çocuğunun üzerinde bıraktığı etki şu an bilinçsizce eleştiren ve yargılayan, yapılan ya da yapılmayan herhangi bir şeyden duydukları tatminsizliği ifade ediş tarzlarındaki hassasiyetsizlik yüzünden ruhlarda
Babaya MektupFranz Kafka · İndigo Kitap · 201753,9bin okunma
Puan vermedi·163 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
Ruhunu ekmek parasına satan her insan cümlesi kadar net özetlenemezdi sanırım toplum gerçekliği. Sırça köşk, okurken gerçeklikle bir kez daha yüzleştiğim, insan hayatının para karşısında nasıl yok sayıldığı, aslında can kurtarması gereken insanların, insan canını nasıl hiçe sayarak kendi menfaatlerini gözettiklerini, insanların bahtiyar olmak için çoğu zaman köpek olmayı bile tercih edeceklerini, hakkımı yedirmem diyenlerin o hakkı, insanların hakkını çalarak elde ettikleri ve sonrada o çaldıklarını hakları olarak görmeleri kadar ironik olan , Çirkince'yi Şirince yapan ama Şirince'nin adını yaşatamayan ve keşke Çirkince olarak kalsaydı dedirten ve daha nicelerine dokunulan toplumsal sorunlarımızla her şeye rağmen nasıl da Sırça Köşklerde yaşadığımızı gösteren bu kitap Sabahattin Ali'ye bir kez daha teşekkür etmeme sebep oldu. Toplum sorunlarını bu kadar hassasiyetle işlemesi ve okuyan herkesin kitap bittiğinde artık gerçekliğe yaklaşımlarının daha duyarlı olacağına inandığım ,tasvirlerini okurken yaşadığım ve her okuyanın aynı duyguları paylaşmasını dilediğim bu kitaba hissettiklerimi yazmadan geçemedim. Teşekkür ederim.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Parola Yayınları · 201969,7bin okunma