Bir lanettir, sağlam hafıza. Yaşlı Kıbrıslı kadınlar birine beddua ettiklerinde, bariz bir kötülük gelmesini dilemezler o kişinin başına. Yıldırım düşsün, kazalar olsun veya birden kısmeti kapansın diye dua etmezler. Sadece şunu derler: “Asla unutamayasın. Mezara kadar her şeyi hatırlayasın.”
Keşke ona yalnızlığın bir insan icadı olduğunu söyleyebilseydim. Ağaçlar hiç yalnızlık hissetmez.
İnsanlar, kendi varlıklarının nerede bitip bir başkasınınkinin nerede başladığını kesin şekilde bildiklerini sanırlar. Oysa kökleri yerin altında birbirine dolanıp karışmış halde, mantarlar ve bakterilerle iç içe yaşayan ağaçların hiç böyle bir yanılgısı yoktur. Bizim için, her şey birbirine bağlıdır.
Birinci nesil göçmenler kendilerine has bir türdür. Çoğunlukla bej, gri veya kahverengi tonlarında giyinirler. Göze batmayan renkler. Fısıldayan, asla bağırmayan renkler. Hal ve tavırlarında bir resmiyet eğilimi vardır, saygı görmeyi arzu ederler. Hafif bir hantallıkla hareket ederler, pek rahat değillerdir sanki bulundukları yerde. Hem hayatın onlara verdiği şanslar için sonsuz müteşekkirdirler hem de koparılmanın yara izlerini taşırlar ve her zam bir garip hissederler kendilerini; tıpkı araba kazası atlatmış insanlar gibi, sözü edilmeyen tecrübeler ayırır onları diğerlerinden.