"Bir insanın yaşamında anlam bulmasının, onun için çok önemli bir gereksinim olduğunu belirtmişti. Diğer organizmaların sadece beslenme ve hayatta kalma kaygısı vardı. İnsan ise bunların dışında sürekli anlam peşindeydi."
Sonra kendi kendine, "Ben," dedi, "nehrin kendisiyim, hakikat arayışı nehri. Ve nehrin kendisi olarak yolculuk yapıyorum. Ne coşku, ne hüzün, hiçbiri benim son durağım değil; ben yolculukta var olan yaşamın kendisiyim, beni duraklar tanımlamıyor."
"Beni hiç bırakmayan, sürekli benimle birlikte olan asıl duygum ne?" diye sessizce sordu kendine. Nehrin son bulduğu yeri bilmiyordu ama içinde ısrarlı bir 'hakikat arayışı' sürdüğünü hissediyordu."
"Yani Münevver Hanım ve Bekir Bey, başkaları kendilerine 'dindar' dese de demese de, doğru bildikleri şekilde dinlerini yaşarlar. Ama farklı inançları tehdit olarak gören bir başkası kendisi için 'dindar' denmesini çok önemser. Kendini topluluğun bir parçası olarak göstermek zorunda hisseder, kılık kıyafetiyle, konuştuğu dille, bazı ritüeller ve davranışlarıyla sürekli, 'Bakın bende sizlerden biriyim,' deme ihtiyacını duyar."