Ömer hayyam
İyice düşünmüş ve her şeyin karanlık olduğunu görmüş; bütün dinler, bütün felsefeler üzerine kafa yormuş, nihayet Süleyman' ın lafına gelmiş bir adamın sıkıntısıdır onunki: ' Gördüm ki her şey boşmuş, ruhun çektiği acılardan ibaretmiş' ya da öteki kralın - daha ziyade imparator demeli - Septimus Severus' un o da der ki: 'Omnia fui, nihil...'-'Her şeydim, hiçbir şeye değmezmiş.'
Aralarından bir yabancı olarak geçtim, ama hiçbiri öyle olduğumu anlamadı. İçlerinde casus olarak yaşadım, ama kimse - ben bile - benden şüphelenmedi. Beni akrabadan saydılar: kimse doğum sırasında karıştırıldığımı bilmiyordu. Böylece hiçbir benzer yanımız olmadığı halde ötekilere benzedim, hiçbir aileye ait olmaksızın herkesin kardeşi oldum.
Feleğin bir öksüzü olarak, bütün öksüzler gibi ben de biri beni sevsin istedim. Ama sevgiye hiç doyamadım ve bu yararsız açlığa o kadar güzel ayak uydurdum ki, bazen doymam şart mı, onu da bilmiyorum.
Kendi gözümüzde küçülmemek için, hırs, tutku, arzu ya da umut beslememeye, atılımlar yapmamaya, coşkusuz yaşamaya alışalım, yeter. Bunu başarabilmek için hep kendimizin huzurunda olduğumuzu, asla rahat davranabileceğimiz kadar yalnız kalmadığımızı hiç aklımızdan çıkarmayalım. Bu sayede tutkuya ve hırsa olan doğal eğilimimizi yenebiliriz, çünkü tutkular ve hırslar, zırhımızı zedeleyen birer kusurdur; ne arzumuz olsun ne umudumuz, çünkü arzular ve umutlar zarafetten uzak, avam duruşlardır; ne atılımlar yapmayı bilelim ne de coşkulanmayı, zira hızlanmak başkalarına karşı ayıptır, sabırsızlık ise her yerde kabalık addedilir.
İnsanın kendinde kurabileceği en büyük imparatorluk, bedeniyle, ruhuyla kendini, kaderin hayatını geçirmesini emrettiği yer ve alan olarak değerlendirip, kendine karşı duyarsızlaşmasıdır.