m i n e

m i n e
@minemalist
'Bizler kişiliğimizin sınırlarını her zaman dar çizeriz. Yalnızca bireysel bakımdan değişik gördüğümüz şeyi, kişiliğimizin kapsamı içine alırız. Oysa dünyadaki her şey bizde, bizim her birimizde vardır; nasıl ki bedenimiz başlangıcı balığa ve hatta ondan da gerilere uzanan bir gelişim sürecinin izlerini taşıyorsa, ruhumuzda şimdiye kadar insanların ruhlarında yaşamış olan her şeyi kendisinde saklı tutar. Yunanlılarda olsun çinlilerde olsun ya da zulularda, bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün tanrı ve şeytanlar tümüyle bizim içimizde yaşar; imkan, istek ve çıkış yolu olarak içimizde hazır beklerler. İnsan soyu tükense de geride hiç eğitim görmemiş, yarı buçuk bir yetenekle donatılmış tek bir çocuk bile kalsa, bu çocuk nesnelerin tüm gelişim sürecini yeniden ele geçirebilir; tanrıları, cinleri, cennetleri, buyrukları ve yasakları, tevratı ve incili her şeyi yeniden üretip ortaya koyabilir.' 'İyi güzel ama tek kişinin değeri nerede kalıyor o zaman? Mademki her şey içimizde hazır olarak var ne diye bunları elde edeceğiz diye çaba harcarız hep?' 'İnsanın dünyayı içinde taşıması ayrı bir şey, bunu içinde taşıdığını bilmek ayrı! Örneğin kaçık biri Platon'u anımsatan düşünceleri kafasında üretebilir; Herrnhut Enstitüsü'nde okuyan küçük dindar bir öğrenci gnostiklerde ve zerdştlerde karşılaşılan derin mitolojik durumları yaratıcı bir tutumla kafasında canlandırabilir; ama kendisi bunu bilmez. Bunu bilmediği sürece de bir ağaç, bir taştır o , olsa olsa bir hayvandır. Ama içinde söz konusu bilginin ilk kıvılcımı çaktığında insana dönüşür. Yolda giden iki bacaklıların tümüne, salt iki bacak üzerinde yürüdükleri, doğurucakları yavrularını dokuz ay karınlarında taşıdıkları için insan gözüyle bakmazsınız herhalde? Onlardan ne kadarının balık ya da koyun, ne kadarının arı olduğunu
Sayfa 130
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
O zamandan beri içimde duyduğum direnci, açıkta yanan ateşe yalnızca gözleri dikerek bakmama borçlu olduğumu hissediyordum. Böyle birşey ne kadar tuhafta olsa bana iyi geliyor, varlığıma bir zenginlik katıyordu. Yaşam amacıma götüren yolda şimdiye dek edindiğim birkaç deneyime bu yeni deneyim de eklenmişti: Böylesi şekilleri seyretmek; doğanın usdışı, karmaşık ve acayip şekillerinin üzerine teslimiyetle eğilmek, iç dünyamızla bu şekilleri yaratan doğa arasında bir uyumun var olduğu duygusunu uyandırır insanda. Çok geçmeden söz konusu şekillere, bizim kendi kaprislerimizin ürünü gözüyle bakmaya başlar, onları bizim yarattığımız nesneler saymak gibi bir ayartıya kapılırız. Bizimle doğa arasındaki sınırın boşlukta süzülmeye başladığını ve sonunda silinip gittiğini görerek öyle bir ruhla tanışırız ki, gözümüzün retina tabakasında oluşan imgelerin dış etkilerden mi yoksa iç etkilerden mi kaynaklandığını bilemez duruma geliriz. Başka hiçbir alıştırmada rastlanmayacak kadar basit ve kolay yoldan, bizim ne ölçüde yaratıcı sayılacağımızı , dünyanın yaratılış sürecinde ruhumuzun nasıl durup dinlenmeden rol oynadığını görürüz. Daha doğrusu, gerek kendi içimizde gerek doğada aynı bölünmez tanrısallık etkinliğini sürdürür. Dış dünya batıp gitse bile, bizlerden biri çıkıp onu yeniden kurabilir çünkü dağ ve ırmak, ağaç ve yaprak, kök ve çiçek, doğada şekillenmiş ne varsa hepsinin örnekleri bizim kendi içimizdedir, bizim ruhumuzdan kaynaklanmaktadır hepsi ve bu ruhun özü sonsuzluktur; biz tanımayız bu özü ama biz onu tanımasak da, söz konusu öz, sevgi gücü ve yaratıcı güç kimliğinde kendini açığa vurur.
Sayfa 129
Müzik çok hoşuma gidiyor; nedeni de hemen hemen hiç ahlakçılık taslamaması. Müzikten başka her şeyde ahlakçı bir taraf var; ben de bu özelliği içermeyen bir şey arıyorum. Ahlakçı tutum şimdiye kadar acı çekmekten başka işime yaramadı.
Sayfa 124
Böyle zamanlarda kaçıp sığınabileceğim acayip bir barınak bulmuştum; hani nasıl derler, bir 'raslantı sonucu'. Aslında böyle rastlantılar yoktur. Bir kimse bir şeye mutlaka gereksinim duyuyor ve o şeyi ele geçiriyorsa, bunu ona sağlayan rastlantı değildir; kendisi, kendi içindeki istek ve zorunluluk onu çekip ilgili nesneye götürmüştür.
Sayfa 121
Yasak diye gösterilen şey,dünya durdukça yasak kalacak değildir... Kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatını sevenler, yasaklara olduğu gibi boyun eğerler.
Sayfa 82