Şimdi biz ya dehşet duyarız ya da dehşet duyar gibi görünürüz, oysa aslında gördüklerimizden sinsi uyuşukluğumuzu gıdıklayan olağanüstü, ürpertici bir heyecan duyar, zevk alırız; ya da küçük çocuklar gibi korkunç hayallerden kurtulmak için başımızı yastığın altına sokar, kaybolmasını bekleriz. Sonra yeniden oyuna, eğlenceye dalarak unutuveririz bunları…
Bence hiçbir şeyi yıkmamalı, sadece insanların kafasındaki Tanrı hayalini yok etmeli; işe bundan başlamalı. Ah, anlayışı kıt körler! İnsanlık, tüm olarak Tanrısızlığı kabul ederse kendiliğinden, yamyamlığa başvurmadan çözülür bu dava. Eski görüşler, özellikle bütün eski ahlak kuralları yıkılacak, her şey yenilenecek, insanlar hayattan, sadece bu dünyada alabilecekleri mutluluk ve zevkleri tatmak için birleşecekler.
İnsanlar, inkar edilemez zekalarına rağmen bu komedyayı ciddiye alıyolar. Kötülük bunda zaten. Tabii acı çekiyorlar… Ama…hiç olmazsa yaşıyor, gerçek düşsel olmayan bir hayat yaşıyorlar, çünkü hayat aslında acı demektir. Acısı olmasa zevki de olmazdı; her şey sonu gelmez bir övgü ayinine dönerdi: Kutsal ama sıkıcı…ya ben? Ben hem acı çekiyor, hem yaşamıyorum.
siz itaat ve mistisizmden yanasınız! Hiç olmazsa Hristiyanlığın sadece zenginlerle büyüklere yaradığını, aşağı sınıfları kölelikte tutmaya hizmet ettiğini kabul edin.