Annesizlik, ruhun derinliklerinde bir boşluk açar, sanki karanlık bir çukurda kaybolmuş bir yıldızın parıltısıdır. Her gün, annenin sesi, gülüşü ve sevgisi için bir hasret içinde yaşanır; bu, insanın içindeki boşluğu daha da derinleştirir. Hayatın zorluklarıyla mücadele eden bir çocuk, annenin şefkatini, onun kucağında bulduğu güveni arzulayarak, yalnızlığın acı soğukluğunda çırpınır. Annesizlik, bazen bir şiir gibi, gözyaşlarıyla yazılan ama asla tamamlanmayan bir hikayedir..
O, müziğe diğer arkadaşları gibi, bulacakları kocanın seviyesini bir derece yüksek tutmakta yardımcı olsun diye heves etmemişti. Ona, evlendikten sonra bir kenara atılacak bir genç kızlık elbisesi gözüyle bakmıyor, bütün ömrü müddetince, bu ömrün manası olarak yanında götüreceği yakın bir arkadaş diye sarılıyordu.
"Kar taneleri birbirine dokunmaz," demişti babam bir gün parmakları saçlarımın derinliklerinde dolaşırken. "Bu yüzden ömürleri kısadır işte, tutunacak kimseleri olmadığından düşerler, düştükleri yerde birbirlerine tutunsalar bile ölürler. Bazen düştüğünde değil, düşmeye başladığında birinin seni tutmasına ihtiyaç duyarsın."