Vaktiyle zirvelere âşık olan, sonra da hayâl kırıklığına uğrayan bizler, sonunda düşüşümüze canı yürekten bağlanırız; tuhaf bir infazın aletleri olarak, koyu karanlıkların sınırına, geceye bağlı alınyazımızın hudutlarına dokunma yanılsamasıyla büyülenerek, düşüşümüzü tamamlamak için acele ederiz.
Temas ettiğimiz şeyler ve tasarladıklarımiz, duyularımız ve aklımız kadar gayri muhtemeldir; ancak keyfince kullanılabilen -ve tesirsiz olan- sözlü evrenimizin içinde emin oluruz. Varlık dilsizdir ve zihin gevezedir. Bunun adına bilmek denir.