Hangi halde olursan ol, ya da seni sevmeyen kişiler olsa da, sana yol gösteren “Başkalarına katkıda bulunuyorum” yıldızını gözden kaybetmediğin sürece yolunu şaşırmazsın ve ne istersen yapabilirsin. Sevilsen de sevilmesen de buna aldırış etmezsin ve özgürce yaşarsın.
O zaman, burada ve şu ânda içtenlikle dans edelim ve içtenlikle yaşayalım. Geçmişe de geleceğe de bakmayalım. Her ânı tam bir an olarak dans gibi yaşayalım. Kimseyle rekabet etmemize gerek yok ve varış noktasına da ihtiyaç yok. Dans ettiğin sürece, zaten bir yerlere varırsın.
…
“Ben” değişirse, dünya da değişir. Yani dünya sadece benim tarafımdan değiştirilebilir ve onu benim için başka kimse değiştiremez. Adler psikolojisini öğrendiğimden beri gördüğüm dünya bir zamanlar bildiğim dünya değil.
Nevrotik yaşam tarzları olan kişiler konuşmalarında “herkes” , “her zaman” ve “her şey” gibi sözler kullanır. “Herkes benden nefret ediyor” ya da “Kaybeden hep ben oluyorum” veya “Her şey yanlış” gibi şeyler söylerler. Böyle genelleyici ifadeler kullanma alışkanlığın olduğunu düşünüyorsan, dikkatli olmalısın.
Adler psikolojisinde bunu “hayat uyumu”ndan yoksun bir yaşam tarzı olarak görürüz. Kişinin her şeyin sadece bir parçasını gördüğü ama bütünü yargıladığı bir yaşam tarzıdır.
Pozitif olmak ve kendini olumlamak için ayrıca bir şey yapmaya gerek yok. İlgilendiğimiz konu kendini olumlama değil, kendini kabullenme.
Arada belirgin bir fark var. Kendini olumlama kişinin bir şeyi yapamayacağı halde kendine “Başarabilirim” ya da “Güçlüyüm” gibi telkinlerde bulunmasıdır. Üstünlük kompleksi yaratabilecek bir anlayıştır ve kişinin kendisine yalan söylediği bir yaşam tarzı olarak bile tanımlanabilir. Öte yandan kendini kabullenme durumunda kişi bir şeyi yapamıyorsa “âciz benliğini” olduğu gibi kabul eder ve elinden geleni yapabilmek için yoluna devam eder.
Olumlayıcı teslimiyet, kişi bazı şeylerin değişebileceğini, bazılarının da değişemeyeceğini kabul eder.
Kendini kabullenmek dediğim böyle bir şey.
İkame edilemez şeyleri kabullenmek. “Bu ben”i olduğu gibi kabullenmek. Değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirmek için de cesaret sahibi olmak. Kendini kabullenmek budur.
Tek bir dikey ilişki bile kurarsan, farkına bile varmadan bütün kişilerarası ilişkilerine dikey ilişkiler gibi davranmaya başlarsın.
Öte yandan en az bir kişiyle yatay ilişki kurmayı başarmışsak - yani gerçek anlamda bir eşitlik ilişkisi kurmayı başarmışsak- bu büyük bir yaşam tarzı dönüşümü olur. Bu dönüm noktasıyla birlikte, bütün kişilerarası ilişkilerimiz zamanla yatay hale gelir.