Mine

Ne övmeli, ne de azarlamalıyız. Adler psikolojisinin duruşu budur. Övgü eyleminde “bir konuda bilgi ve güç sahibi olan birinin bilgi ve güç sahibi olmayan biri hakkında hüküm vermesi” söz konusu. Bir kişi başka bir kişiyi övdüğünde, buradaki hedef “senden daha az bilgiye veya güce sahip birisini manipüle etmek”tir. Minnet ya da saygı hissinden değildir.
Sayfa 197·Kitabı okudu
Reklam
Sadece sen değil, “ben”e tutunan herkes benmerkezlidir. Tam da bu yüzden “benliğe tutunmak”tan “başkalarıyla ilgilenme”ye geçmek gerekir. … Sadece kendileriyle ilgilenen kişiler dünyanın merkezinde olduğuna inanır. Bu tür kişiler için başkaları sadece “benim için bir şeyler yapacak kişiler”dir. İçten içe şuna inanırlar: “Herkes bana hizmet etmek için var ve benim duygularıma öncelik vermeli.” “Hayatın ana karakteri” olmaktan “dünyanın ana karakteri” olmaya geçerler. Dolasıyla ne zaman bir başka kişiyle temasa geçseler, düşündükleri tek şey “Bu kişi bana ne verecek?” olur. Ama bu beklenti her durumda karşılanmaz. Çünkü başkaları senin beklentini karşılamak için yaşamaz. Sen bir topluluğun parçasısın, merkezi değilsin. … “Bu kişi bana ne verecek?” diye değil, “Ben bu kişiye ne verebilirim?” diye düşünmek gerekir. Buna topluluğa adanmak denir.
Sayfa 187·Kitabı okudu
Kişilerarası iyi ilişkiler kurmak belirli derecede mesafe gerektirir; fazla yakınlaşan insanlar birbiriyle konuşamayacak hale gelir, öte yandan fazla uzaklaşmak da iyi bir şey değildir. Görev ayrımını insanları uzak tutmaya yönelik bir yol olarak düşünme lütfen; kişilerarası ilişkilerdeki karmaşık düğümlerin iplerini çözmenin bir yolu olarak gör.
Sayfa 176·Kitabı okudu
“Özgürlük başkaları tarafından sevilmemektir.” … Sevilmeme olasılığından korkmadan yoluna devam et. Tepeden aşağı yuvarlanıyormuş gibi yaşama, önündeki yokuşu tırman. Bir insan için özgürlük budur. Farz et ki karşımda iki seçenek var: herkesin beni sevdiği bir hayat ve beni sevmeyen kişilerin bulunduğu bir hayat. Bana bunlardan birini seçmem söyleniyor. Hiç düşünmeden ikincisini seçerim. Başkalarının hakkımda ne düşündüğünü dert etmek yerine kendi varlığımı izlediğim yolda ilerlemek isterim. Yani özgürlük içinde yaşamak isterim. … “Sevilmemeyi istememek” muhtemelen benim görevim ama şu ya da bu kişinin benden hoşlanıp hoşlanmaması onun görevi. Hakkımda iyi şeyler düşünmeyen biri olsa bile ben buna müdahale edemem. … Mutlu olma cesaretinde sevilmeme cesareti de vardır. O cesareti kazandığın zaman kişilerarası ilişkilerin bir anda hafifleyecektir.
Sayfa 162·Kitabı okudu
Görev ayrımı yapmadan başkasının görevlerine müdahale etmenin daha kolay olduğu durumlar da kesinlikle vardır. Örneğin çocuk yetiştirirken çocuğun ayakkabılarını bağlamakta zorluk çektiği bir durumu düşünelim. İşi başından aşkın bir anne çocuğun bunu öğrenmesini beklemektense bu işi kendisi yapar. Ama bu bir müdahaledir ve çocuğun görevini ondan almaktır. Bu müdahalenin tekrarlanması sonucunda çocuk hiçbir şey öğrenmez ve yaşam görevleriyle yüzleşme cesaretini kaybetmeye başlar. Adler’in dediği gibi: “Zorluklarla yüzleşmenin öğretilmediği çocuklar her türlü zorluktan kaçınmaya çalışacaktır. “
Sayfa 152·Kitabı okudu