Yolculuğun hoş tarafı..gittiğin her yerde hayat miniktir…… Otele gidersin, minik sabun, minik şampuan, tek kişilik tereyağı, minik gargara ve tek kullanımlık diş fırçası. Standart uçak koltuğuna sıkışıp oturursun. Dev gibisindir.
Ex voto
Ex-voto Fernando Botero tarafından 1975'te Antioquia Müzesi'ne (Museo de Antioquia) bağışlanan ilk sanar eseridir. 1970'te, ll. Coltejer Sanat Bienali'ne bu tabloyla katıldı. 68', 70' ve 72' de edisyonları olan Coltejer Bienali, tekstil şirketi Coltejer tarafından sponsor olunan milli ve uluslararası ünlü sanatsal bir organizasyondur. Bu yağlı boya tablo Fernando Botero'nun sanatının betimlenmesi olan espri anlayışının doğru bir örneğidir. O zamanlar geçirdiği zor finansal durumu temsil eden bir dizi sembolik durumu temsil ediyor. Sanatçının çalışmasının temasını ve özelliklerini gösteriyor.Bunlar onun üretimi boyunca sürekli görünüyor ve çalışmalarını anlamak için esastır; din, politika, öz-referans, mizah ve sanat tarihinin ikonografisi.Kanvasın sol altında, çerçeveli şövalenin açıklamasında, şunlar yazıyor, "EX-VOTE, COLTEJER SANAT BİENALİ'NİN İLK ÖDÜLÜNÜ ALDIĞI İÇİN MİNNETTAR, TEKSTİLDE LİDER. BOTERO VE AİLESİNDEN İMZALI. MAYIS, 1970." Dev Maria'nın fakir sanatçıya para verişine bayılıyorum ve o minik meleğin devasa Kolombiya bayarağını taşımasına. Botero ünlü bir vatanseverdir, olay başka bir şekilde gösterilemezdi :)
Reklam
Yanımda yürümeye hazırlanan bu adam, sadece bir sevgili değildi
58. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Kaç gündür yatağın yumuşaklığını özlemiş bedenimle ev ile holdingin, uzun koridorları arasında mekik dokuyordum. Zihnimi ve tüm enerjimi adadığım bu proje, her ayrıntısıyla o kadar içime sinmişti ki, üstesinden gelmenin verdiği haklı gururu iliklerime kadar hissediyordum. Serkan'ın iş hayatındaki duruşunu izlemekse bu apayrı bir deneyimdi. Etkilenmemek, sanırım imkansızdı. O kadar kusursuz ve karmaşık görünen bu düzene o kadar hakimdi ki, onu profesyonelliğin doruğunda seyrederken ağzımı şaşkınlıkla açmamak için kendimi zor tutuyordum. Güya ondan zaman vermesini istemiştim ama sanırım o süreci çoktan es geçmiştik bana bakışı, sesindeki o anlık değişim, tesadüfmüş gibi görünen ama asla tesadüf olmayan bahaneyle dokunuşları... Kabul etmeliydim, Serkan'ın varlığı her iki durumda da beni zorlu bir duygusal girdaba çekiyordu. Etrafındaki kadın çalışanlara bakıyor, istemsizce bir kıskançlık kıpırtısı hissediyordum. Ancak Serkan'ın hiçbirine, bana baktığı gibi derin ve anlamlı bakmayışı, bu kıskanç ateşi bir nebze olsun dindiriyor, içime su serpiyordu. Sonunda, büyük gün gelip çatmıştı; dilerim bu gece toplanacak yüklü meblağ, nice çocuğa umut ışığı olur. Akşamki davette giyeceklerimi yanıma alıp, son kontrolleri yapmak üzere yola koyuldum. Holdingin önüne geldiğim an, arabadan aceleyle inip yanıma gelmekte olan vale görevlisine baktım. Sesimdeki ve hareketlerimdeki heyecanımı gizlemek imkansızdı. "Aytekin Bey, anahtarınız," diyerek resmen anahtarı adama topu atar gibi fırlattım. O da halimden anlamış olacak ki, yüzünde sıcak bir tebessümle anahtarı havada ustaca yakaladı. "Yardım etmemi ister misiniz?" diye arkamdan seslenişine, elimde tuttuğum bir sürü eşyayla koşar adım cevap verdim: "Teşekkür ederim, ben
1000Kitap
"İNCİ" Onunla bu deneyimi paylaşmak çok özeldi...
49. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Sessizce, sade bir kararla… Üç gün süren işlemlerin ardından, mirasın tamamını Kimsesiz Çocukları Destekleme Vakfı’na bağışladım. Bağışı yapmamın üzerinden haftalar geçmişti. O büyük adımı attıktan sonra uzun, çok uzun bir süre hiçbir şey hissetmedim. Ne omuzlarıma çöken pişmanlığın ağırlığı, ne de beklediğim o tatlı, hafifletici huzur… Sadece derin, sağır edici bir sessizlik. İçimde yıllardır yer etmiş, kök salmış bir yük gitmişti belki, ama o yükün bıraktığı boşluk, hâlâ tam anlamıyla dolmamıştı. Sonra, bu sabah, posta kutumu açtığımda, faturaların, reklam broşürlerinin arasından, parıldayan bir beyazlık çarptı gözüme. Zarif, tertemiz bir zarf. Üzerinde, telaşsız bir elin eseriymiş gibi, özenle yazılmıştı adım. Sol alt köşesinde ise küçük logo belirdi: Kimsesiz Çocukları Destekleme Vakfı Zarfı elime aldığım an, kalbim farklı bir ritimle, telaşlı ve umutlu bir şekilde çarpmaya başladı. Parmaklarımın ucundaki hafif titreme, bir sırra dokunmanın heyecanıydı belki de. Zarfı usulca araladım. İçinden, vakıf başkanının imzasını taşıyan, sade ama her kelimesi kalpten kopup gelmiş gibi duran bir mektup çıktı. Sayın İnci Özkan, **Yaptığınız değerli bağış için size yalnızca minnettar değil, aynı zamanda hayranız. Bu destek, bizim için yalnızca maddi bir katkı değil; rakamların ötesinde, sevgi, umut ve en önemlisi sahiplenilme hissi taşıyan çok güçlü, hayat değiştiren bir dokunuş. Sizin gibi yüce gönüllü insanlar sayesinde, yıllardır hayalini kurduğumuz yeni bir çocuk evini açıyoruz. Artık daha fazla çocuğa sıcak bir yuva, güvenli bir sığınak ve umut dolu bir gelecek sunabileceğiz. Bu mektuba, minnettarlığımızın küçük bir nişanesi olarak bir sürpriz de ekledik. Yuvamızda yaşayan çocuklardan biri, size kendi elleriyle
1000Kitap
Kırılan yerlerimi sarmıyor, sevgiyle yeniden inşa ediyordu
41. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Güneşin penceremden süzülüp yastığıma iliştiği o an, bugün her şeyin farklı olacağını fısıldıyordu sanki. Funda Hanım’ın ruhuma şifa gibi gelen sözleri, bir nakış gibi işlenmişti zihnime. Uzun zamandır göğsüme oturan görünmez ağırlık, nihayet yerini derin ve ferah bir nefese bırakmıştı. Yaralarım kabuk bağlıyordu; acımıyor değil, ama artık iyileşiyordu. Aynadaki yansımamla bakıştık bir süre. Hafif bir makyajla yüzüme renk kattım, saçlarımı tarayıp ensemde topladım. Askıları fiyonklu, etekleri ayak bileklerime kadar uzanan beyaz elbisemi üzerime geçirdiğimde, aynadaki kadın bana umutla gülümsedi. Üzerindeki minik çiçek desenleri, yazın tüm neşesini odama taşımıştı. Kumaşın her hareketimde bacaklarıma dolanışı, ruhumdaki hafiflik hissinin fiziksel bir kanıtı gibiydi. Hazırlığımı bitirdim ve şimdi balkon kapısının önünde onun gelmesini bekliyordum. Gözüm ara sıra yola kayıyor; her araç sesiyle kalbim hızlı hızlı atıyordu. Bakışlarım, cam gibi parlayan siyah sedan arabaya kaydı. Yine orada sokağın karşısında duruyordu. Şoför koltuğundaki adamın bakışlarını üzerimde hissettim; ağır, rahatsız edici ve ısrarlı bir bakıştı bu. Göz göze geldiğimiz o kısa saniyede başını hızla çevirdi. İçime bir ürperti düşse de, elbisemin eteklerini düzeltip kendimi teskin ettim: Abartılacak bir şey yok İnci, herhangi biri arabasında oturuyor, paranoyak olmanın sırası değil. Sonunda... Beklediğim araç, kaldırımın kenarına süzülerek yanaştı. Hemen balkon kapısının ardına, tül perdenin arkasına gizlendim. Tül perdenin arkasından hiç kımıldamadan, nefesimi tutarcasına onu izliyordum. Rüzgar, tülü her dalgalandırdığında görüntüsü bir netleşiyor, bir bulanıklaşıyordu; bu belirsizlik heyecanımı daha da harlıyordu. İzlendiğinden habersizce
1000Kitap
Kimsenin B'ölmesine Gerek Yok -1- Uykudan hemen önce gözlerime inen son bulanıklıkta, şaraba ve yorgunluğa rağmen söyleyemediğim ve bu yüzden ıskartaya çıkan hoşçakal’a ait o kısacık anda; gözlerimi kapamaya ramak kala kirpiklerimin oluşturduğu ağa gözlerimin önünden hızla geçip giden renk uzayından birkaç ara renk takılıyor. Alıp paydasına koyuyorum söylenmemiş hoşça kal’ın. Çünkü, söylenememiş bir hoşçakal sadece renklere bölünüyor.. -2- Duvarlar, dudakları ıslak fahişeler. Ne öpülmeye, ne de sessizliğe doyuyorlar. (Ama) Şiir yazmak neden ? Hızla yol alan kalabalık bir otobüste pencereden dışarıyı izlerken yakalayabildiği kısmi görüntüleri gözlerini kapatıp birleştirmeye çalışan tümsel bir yalnızlık benimkisi. Etek giyen bir simitçi, vitrin camında dev puntalarla “etiketin yarısı” yazan bir tekel bayii, on cm topuklu çizme giymiş yaşlı bir kadın, üzerinde kestane pişirilen bir dondurma dolabı, içinde atm olan bir otobüs durağı.. -4- “Yine mi güzeliz, yine mi çiçek” Minik bir itelemeyle açabiliyorsun kapısını balkonun, kilidi zaten bozuk. Ayakların çıplakmış, yok terlik giyiyormuşsun filan farketmiyor beton için. Kaç sigara içtiğin umurunda değil karşı pencereden seni izleyen hiç kim senin. Ayağının birini yavaşça kaldırıp atıyorsun balkon demirlerinin öte tarafına, artık yarın senden daha büyük bir boşlukta. Ağırlığını ellerine vererek diğer ayağınıda atıyorsun öte tarafa, bir az önce balkon demirine oturan 75 kg lık et yığınının nefes alabilen, yek pare halinin az öncesindesin. Minik bir itelemeyle bırakabiliyorsun kendini boşluğa, düşmeden önce kalbinin durması umuduyla.. “Kur masayı Madam Despina” -5- Hayat, güler yüzlü seri katil; her yaşamak yavaş yavaş ölmek Kızıl-Deniz #DnzBzn
Reklam
Reklam