“Yavaş Yavaş Dev Bir Karadeliğe Düşüyoruz” adlı bir sonra ki bölümde göreceğimiz üzere, yuva dediğimiz Samanyolu da dâhil çoğu galaksinin ortasında bir karadelik olduğuna inanıyoruz. Galaksimizin ortasındaki karadelik 4,3 milyon güneş kütlesi gibi muazzam bir ağırlıktadır, herhangi bir kütleye sahip bir cisim yeterince yoğun olması halinde karadeliğe dönüşebilir. Başka bir deyişle, büyük yıldızlar büyük oldukları veya yıldız oldukları için değil yoğunluklarından ötürü karadelik oluşturur. Sizi de yeterince sıkıp küçültebilirsem, siz de bizzat karadeliğe dönüşebilirsiniz. LH C’de gerçekleşen patlamalardan başka hangi minik uzay hacminde bu kadar fazla madde elde edebilirsiniz ki?
Yolculuğun hoş tarafı; gittiğin her yerde hayat miniktir…
… Otele gidersin, minik sabun, minik şampuan, tek kişilik tereyağı, minik gargara ve tek kullanımlık diş fırçası. Standart uçak koltuğuna sıkışıp oturursun. Dev gibisindir.”
Şekerci, küçük satırıyla beyaz șekerlemeden bir parça daha kopardı. Satırı öyle sallıyordu ki, sanki ortaçağda yaşayan fındık kafalı minik insanların kellesini uçuran dev bir masal celladıydı.
“Issız bir adaya düşen rus pilot ile İngiliz pilotun fıkrasını duydun mu? diye soruyor Anton ona.anlat bakalım İngiliz olanı teleskoptan bakıyor ve sen Bernart cinsi bir köpek görüyor hani şu boyunlarındaki minik fıçılarda rom taşıyan dev köpekler var ya onlardan, köpek adaya doğru yüzüyor İngiliz pilot baksana insanın en sadık dostu geliyor! diyor rus pilot da hemen teleskobu alıyor bakıyor ve evet evet yanında da bir köpek var diye cevap veriyor bir duraksama oluyor sonra iki adam gülmekten iki büklüm oluyorlar bir süre öyle iki büklüm kalıyorlar sonra birbirlerine bakıp yeniden çöküveriyorlar kahkahalar daha da artıyor fıkraya gülerken Öksürmekten ve Hıçkırmaktan omuzları ve sırtları sarsılıyor Spasiev eliyle masaya vuruyor Zhelyazkov tezgahının tentesine uzanmış yavaş yavaş düzeliyor kamuflaj ceketinin cebinden bir cep şişesi çıkarıp Anton‘a uzatıyor insanın en sadık dostu “aynen doğru ya; yok teşekkürler.”
Birbirleriyle bağlantılıymış gibi görünmeyen şeylerin aslında nasıl etkileşim halinde olduğunu görmek çok hayret verici bir şey ben artık başka bir platoya atlamış durumdayım ve şimdi farklı bilim dalların sanki aynı kaynaktan çıkmış gibi birbirlerine yakın mecralarda aktarılmalarını görebiliyorum
Fikirleri elementer düzeyde tartışmaktan artık hiç keyif almıyorum ama insanlar sorunun karmaşıklığına kafa yormadıkları onlara gösterildiği vakit bundan hiç hoşlanmıyorlar yüzeydeki küçük dalgaların altında neler olduğunu bilmiyorlar.
Bu kişiler bilgilerinin sığlığı belli olmasın diye yanımdan kaçmak için hep bir bahane yarattılar. Şimdi herkes bana ne kadar farklı görünüyor, meğer profesörlerin entelektüel bir dev olduklarını düşünerek ne kadar aptalmışım. Onlar da birer insan hem de dünyadaki diğer insanların bunu fark etmesinden korkan insanlar.
Kör doğmuş ama ışığı görmesine izin verilmiş bir insanım bir günah olamaz.
Önceleri bana gülüyorlar cehaletimden ve yavanlığımdan dolayı beni küçük görüyorlardı; şimdi de, bilgimden ve kavrama yeteneğimden ötürü benden nefret ediyorlardı. Neden? Tanrı aşkına, bunlar benden ne istiyorlardı?
Bu zeka benimle tanıdığım ve sevdiğim tüm insanlar arasında bir çomak sokmuş, beni fırındaki işimden etmişti. Şimdi eskisinden çok daha fazla yalnızdım. Algernon‘u diğer farelerden bazılarıyla yeniden büyük bir kafese koysalardı acaba neler olurdu diye düşünmeye başladım. Onlar da Algernon’a sırtlarını çevirirler miydi?
Kırgınlığımı kontrol etmeyi, sabırsızlanmamayı ve bir şeylerin olmasını beklemeyi öğreniyorum. Sanırım büyüyor ve olgunlaşıyorum. Her gün kendimle ilgili olarak daha çok şey öğreniyorum ve suyun üzerindeki minik dalgalar gibi başlayan anılar, şimdi kocaman güçlü dalgalar halinde üstümden geçiyor.
Benim yerim neresi? Şimdi
Satırı öyle sallıyordu ki, sanki ortaçağda yaşayan fındık kafalı minik insanların kellesini uçuran dev bir masal celladıydı. Şekerleme tezgahında kan gövdeyi götürüyordu.