Sovyetlerin ve Yugoslavya nın dağılma yılları.
Çoğunluğu Prag da geçen romanda ülkesinden kaçan, kendi ülkesinde zor şartlarda yaşayan, iltica etmeye yaşayan farklı grupta insanlar var.
Bir grup, kaçakçılık yaparak gizli işler yaparak hayatlarına bakıyor, bir grup ülkesinde bohem hayatı dibine kadar yaşıyor.
Orijinali Sofya da olan bir tablonun ülkeden kaçırılması için başlatılan çalışmalar ile olaylar gelişiyor.
Tablonun bir kopyası yapılacak, polise bu kopya verilecek ve esas tablo ise kaçırılmış olacaktır.
Bu polisiye konu etrafında romana giren çok fazla sayıda karakterimiz oluyor.
Her birinin uyruğu ve hatta dili farklı, kökeni farklı, ideali farklı.
Bu detaylar bir yere ait olma isteği ya da bir yere ait olamama eksikliği için verilmiş sanki.
Uzaya gönderilmiş bir kozmonotu, bölünmeden sonra sahiplenen bir devlet çıkmadığı için kozmonotun uzayda asılı kalması örneği gibi bu insanlar da köksüz yani boşluktalar.
Evet tablo dedik polisiye dedik ancak tablo roman boyunca sık sık metaforları ile karşımıza çıkıyor.
Tablodaki hare nin yuvarlak değil elips olması, düşen aziz figürü, tablo üzerindeki yazılar, karanlık bina, gemilerdeki insanlar roman ilerledikçe yerli yerine oturup görevlerini tamamlıyorlar.
Esas ve kopya kavramları, aşk ve yalnızlık konuları da romanda yine bu çerçevede sunuluyor bize.
"Her şey birbirini tetikleyen ve birbirine bağlı tesadüfler düzeni ve dünya yeniden yaratılsa yine bu kusurları ile yaratılmalıdır." Yani tablodaki harenin tam yuvarlak değil de elips olmasından ben bunu çıkardım.
Romanda Çoklu anlatım kullanılarak daha akıcı anlaşılmayı sağlamış. Ancak -evet o küçük detaylar her biri önemli- bir detay verilecek diye anlatılan kısımlarda çoğu zaman gereğinden fazla detay verilmiş gibi geldi. Biraz yordu.
Fazla olan bir şey de karakter