kitâbî

Ekranda Parlayan Hayatlar Gerçekte Karanlık Emeller
Saat gece yarısını çoktan geçti. Şehir elini eteğini çekmiş; dışarıdaki sessizliği yalnızca uzaktan gelen birkaç köpeğin huzursuz havlaması bölüyor. Odanın karanlığını yırtan yegâne şey avucumun içinden yüzüme vuran o soğuk mavi ışık. Başparmağım âdeta benden bağımsız, mekanik bir ritimle ekranı aşağıdan yukarıya kaydırıyor. Birbirinden ilgisiz hayatlar, saniyeler içinde gözlerimin önünden akıp gidiyor. Kimisi üç saniye çalıyor ömrümden kimisi beş kimisine ise hipnotize olmuşçasına sonuna kadar takılı kalıyorum. Depresif bir ruh hâlinden çıkıp ışıltılı bir yaşama nasıl geçileceğini heyecanla anlatan biri var; incelikli tüyolar veriyor. Hemen ardından bir başkası beliriyor; mutlaka okunması gereken o hayat değiştiren kitapları sıralıyor nefes nefese. Ben daha ne olduğunu anlamadan pürüzsüz bir cilde sahip olmanın beş altın kuralını anlatan bir başka yüz düşüyor ekrana. Aniden duraksıyorum. En son izlediğim videodan sadece beş içerik öncesini bile hatırlayamadığımı fark ediyorum. Başparmağımla akışı telaşla geri sararak o hatırlayamadığım içeriği bulmaya ve merakımı gidermeye çalışıyorum. İçimden bir ses "Kalk," diyor, "bırak artık." Ancak bu cılız isteği eyleme dökecek iradem felç olmuş gibi. Her yeni içerik, görünmez bir kanca gibi beni ekranda tutuyor. Sanki hayati bir şey arıyorum ama aslında hiç bir şey aramıyorum. Uykum var, göz kapaklarım ağırlaşıyor ama ekranın ışığı uykumu bastırıyor. Tüm enerjim çekilmiş, sadece başparmağım hareket ediyor. Gözlerimi bile kırpmadan, zihnim uyuşmuş hâlde akışı takip etmeyi sürdürüyorum. Size de tanıdık geldi mi bu durum? Muhtemelen evet. Çünkü bu sahne modern insanın hem kolektif bir vicdan rahatlatma seansı hem de gerçeklikten en büyük kaçış rampası. İşte bu "zombi” hâli, yani kendi irademizle girdiğimiz ancak algoritmaların
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
uzun zaman sonra Kassam Tugayları’ndan yeni görsel: Bizi sökmeye çalışıyorlar ama boşuna; kanla yeşeriyoruz. Biz köküz, dallarımız ise semaya uzanıyor.
ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMEK
Sizden hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan ötürü ölümü asla temenni etmesin. Şayet ölümü istercesine olağanüstü bir darlık içinde kalırsa, o zaman şöyle desin: 'Allah'ım! Benim için yaşamak hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, benim için ölüm hayırlı olduğu vakit de beni öldür. (Tirmizi, Kıyamet, 26)
Bütün Yönleriyle Kürt Meselesi –II–
ZENDPRESS - İslâm ordularının Kürdistan bölgesine girişinin ilk yıllarında yaklaşık 130 bin kişi öldürüldü... Bu “tebliğ”e uyar mı?.. Yine bu irtibat içinde, Kürtlerin sık sık ilk dinleri olan Zerdüştlük’e irca etmelerini nasıl yorumlamak gerek?.. Benzer biçimde, Yezidilik’in durumu nedir? SALİH MİRZABEYOĞLU - “Evet, tebliğe uyar!” veya “hayır, uymaz!” dememin pratik bir faydası yok... Aynı dilden konuşuyor ve aynı şeyden bahsediyor olmamız için, önce İslâmî ölçüleri ve sonra muhatab anlayış olarak ona nisbetle ölçülendirme ölçülerini vereyim; bu vesileyle mesele de konuşulmuş olsun... Önce “kavmin hakikati nedir?”, bunun üzerinde duralım: Kur’ân’da, insanların kavimlere ayrılması hikmeti, “birbirlerini iyi tanımaları için” diye buyurulmuştur... Demek ki, insanların kavimlere ayrılması hikmeti, “varlık” ve “oluş” bahsini de kapsayıcı bir şekilde ifâde edersem, “aslın görünebilmesi için gerekli araz” hükmündedir... Hayat bu arazlardan yürür... Araz, “herşey zıddıyla kâimdir” hakikatinden “fark”a kadar sarkan bir mânâdadır; “ümmetimin ihtilâfı rahmettir!” buyuran Allah Resûlü’nün sözü dairesindeki binbir hikmetten biri hâlinde hem bu ikinci husus görülür, hem de kavim üstü “ümmet” esasına nisbetle “kavim” hakikatinin ne olduğu... Şu ölçü de O’nun: “Kişi, kavmini sevmekle kınanamaz!”... Kavim, fikrin tecelli imkânıdır; buna nisbetle de, İslâm’ın hakikatine yaklaşıldığı kadar kavim hakikati ortaya çıkar... Yâni Kürt, Türk veya Arab, ilkel bir psikoloji içinde kavmiyle kuru kuru böbürlenen değil, İslâm’ın hakikatini yaşatandır... İnsan veya kavim, bu hakikate yaklaştığı kadar azizleşir, uzaklaştıkça da süflileşir... Anlaşılıyor ki değer keyfiyettedir; şu veya bu kavme mensub olmak kimsenin kendi elinde değildir ve insan ancak kendi emeği derecesinde şereflenir... Bizim
Bütün Yönleriyle Kürt Meselesi –I–
ZENDPRESS - Sizce Kürt meselesi nedir? Türkiye ve Ortadoğu alanında neyi ifâde ediyor? Dünyadaki anlamı ve durumu nedir? SALİH MİRZABEYOĞLU - Eşya ve hâdiseler, muhtevalarını kendilerine sorulan sorunun mahiyetine göre verirler; bu bakımdan, önce sorunun doğru sorulması ve mânâlandırılması gerekiyor... Rastgele sorunun baştan savma cevabı gibi olmasın diye, bunun belirtilmesini zarurî görüyorum; bu tavrımı, muhatabını mühimseyen ve ağzından çıkan sözün mesuliyetini duyan bir fikir adamının usûlü olarak kabul edin... Şimdi gelelim sorunuza: “Kürt meselesi nedir?” sorusu, bir “Kürt’ün meselesi nedir?” mânâsına, bir de “kime nisbetle?” ve “ne bakımdan?” soruları mânâsına alınarak cevablanabilir... Bu mânâlar çerçevesinde cevab verildiği ânda da, zaten Türkiye, Ortadoğu ve Dünya’daki anlamı ve durumu da belirtilmiş olur... Şayet “Kürt’ün meselesi nedir?” diye soruyorsanız, bunun malûm ve meşhur, “Kürt halkının horlanmışlığı, ezilmişliği, kimliğinin kabulü isteği, kendi kendini idare arzusu” gibi cevabları var ki, meseleye yeni bir bakış açısı getirmez... “Kime nisbetle?” ve “ne bakımdan?” mânâsına, meselâ Türkiye’ye, İran’a, Irak’a, Suriye’ye göre ve tarihî, coğrafî, siyasî veya iktisadî bakımdan muradıyla soruluyorsa, bu takdirde de mevzuun muhatabı o sahalarda aranmalıdır; çünkü meselenin bir yönü, mevzuuyla kayıtlı mahalli idrak olarak, kendi esas, usûl ve kurallarıyla iş gören ilim ve uzmanlık bahsidir... Bana gelince, beni “Kürt'ün meselesi nedir?” suâlinden çok, “Kürt’ün meselesi ne olmalıdır?” davası ilgilendiriyor... Meseleye bir dünya görüşüne nisbetle ve bir aksiyon mevzuu ve imkânı diye baktığım belli... Zaten böyle bir bakış, hem mahalli idrakın hakikatini murakabe edicidir, hem de “Kürt’ün meselesi nedir?” suâli etrafındaki açılımlarda