Hiçbir şey anlatmayan bir kitap.
Diğer incelemeleri okuduğumda bu kitabın neresini beğenmişler neresine bu kadar abartmışlar diye düşünmeden edemedim.
Bu bir roman değil bazı mektupların toplaması gibi. Mektup okuyorsunuz ama bu mektubu kim yazmış kime yazmış ne zaman yazmış kişiler karmakarışık zaman karmakarışık. Doğru düzgün ne kişi var ne yer var ne zaman var.
Herhangi bir karakter gelişimi yok. Olay akışı zaten yok. Konu yok. Öylesine bir şeyler yazılmış gibi işte.
Şairane cümleler kurmaya çalış ama saçma geldi bana. Hemen bir örnek vereyim.

“ iki başlı bir kuzu gördük…
Şaşırmamışlardı. Bu dünyada her şey olabilirdi. Oysa ben, gerçek bir insan olduğum ilk o gün anlamıştım.”
Ne alaka iki başlı kuzu görmenle insan olduğunu o gün anlaman mesela. Ben mi anlayamıyorum bazı şeyleri yoksa gerçekten alakasız cümleler mi var emin olamıyorum ama kitabın çoğunluğu böyle alakasız cümleler.
Kısacası hiç sarmadı zaman kaybı.

Hüsnü Arkan’ın kalemiyle hayat bulan Mino, her şeyden önce kendi sınırlarına olan sarsılmaz bağlılığı ve kimseye eyvallahı olmayan özgürlük tutkusuyla beni derinden etkiledi. Mino’nun kendi çizgileri içinde yaşama inadı, dışarıdan bakıldığında bazen "birlikte yaşama" kültürüne veya toplumsal beklentilere aykırı gibi görünse de günün sonunda "bu benim hayatım ve ben onu hakkıyla yaşadım" diyebilmesindeki o dürüst varoluş çabası çok kıymetli.
Ancak bu özgürlük tutkusu, beraberinde sarsıcı bir trajediyi ve ağır bir sorgulamayı da getiriyor. Özellikle Mino’nun bu düşünceyi aşıladığı iki çocuğunu da kaybetmiş olması, zihnimde derin bir soru işareti bıraktı: Acaba yazar, özgürlüğün bu denli yüksek bir bedeli olması üzerinden "özgürlük o kadar da iyi bir şey değil mi?" mesajını mı fısıldıyordu, yoksa bu uğurda ölmeyi onurlu bir son olarak mı yüceltiyordu? Özgürlüğün hem en büyük ödül hem de en ağır yük olabileceğini yüzüme çarpan bu belirsizlik kitabın siyasi zemininde de yankı buluyor.
Kitap, Türkiye’nin o bitmek bilmeyen sağ-sol kavgasını öyle insani bir yerden tutuyor ki bugüne kadar hep tek yönüne şahit olduğum bu çatışmanın "diğer tarafını" da ilk kez yüreğime sığdırabileceğim bir empatiyle bana gösterdi. Her ne kadar anlatıcının sürekli değişmesi sebebiyle her bölümün başında "şimdi kim konuşuyor?" diye anlamaya çalışmak okuma sürecini biraz zorlaştırsa da bu teknik karmaşa aslında dönemin ruhundaki o çok sesli ve puslu atmosferi bizzat hissettiriyor.
Nihayetinde Mino’nun Siyah Gülü, ideolojilerin ötesinde, hatalarıyla ve doğrularıyla bir insanın kendi hayatına sahip çıkma hikayesi olarak belleğimde yer edindi.
KIZIL GÖĞÜN ALTINDA
MARK SULLIVAN
470 SAYFA
#AltınKızlar
#Ortakokuma
#Ortakyorum
Kalplerimizi açıp yaralarımızı birbirimize gösterdiğimizde insan oluruz, kusurlu ve bir bütün oluruz. Ben bütün olmaya hazırım.
Biz Altın Kızlar yani Lider Ersan, Azime Matlı, Gül Güleryüz, Münevver Geniş, Zeliha Erdoğan Demir, Bahar Esen ve ben Şubat ayında yine çok güzel bir okuma yaptık. Sonrasında yaptığımız sohbette harikaydı hep olduğu gibi. Ardından grup adına sevgili Zeliha'nın cümleleri, benim biraz ekleme ve derlememle bu ortak yorum çıktı ortaya. Daha nice güzellikte buluşmak dileğiyle, herbirinize sevgiler yolluyorum
Altın Kızlar olarak II. Dünya Savaşı ile ilgili çok kitap okuduk pek çoğunuz gibi. Her kitapta bundan daha fazla ne yaşanabilir, ne anlatılabilir deyip bir sonraki kitapta daha fazlasını bulduk. Kızıl Göğün Altında böyle bir kitaptı işte. Gerçek bir hayat hikayesi olması kitabı özel kılıyor. Yazar kitap kahramanı ile karşılıklı konuşarak kurgulamış kitabı. Kısmen kurgu bir kitap olsada bir biyografi, gerçek olayların anlatıldığı bir tarihi dönem kitabı...
Bu kitapta ilk defa Almanya'nın kendi Müttefiki olan İtalya'ya neler yaptığı, nasıl sömürdüğünü okuduk. Yeraltı, yerüstü ve insan kaynaklarını kullandığını, ülkeyi nasıl ateşe attığını gördük. Mussolini ve Hitler'i yanyana iki Müttefik lider olarak bilirken, aslında Mussolini ve İtalya'nın nasıl kullanıldığını gördük ki bu da Nazi Almanya'sının bir başka yüzü idi.
Gelelim kitabın kahramanı Pino Lella'ya. Pino, onyedi yaşında, hayatı müzik, eğlence ve kızlar olan bir genç. Nazilerin savaşında asla yer almak istemiyor ama hayat onu Nazilerin tam ortasına sürüklüyor. Önce Yahudilerin ülkeden kaçmasına yardım eden gizli bir dini topluluğa girip, insanları bilinmeyen dağ yollarından, onlara kılavuzluk ederek
tarih kokan aşklarına aşık olduğum adaletsizce canı yanan masumlar ve evladın annelerin yürek yangınları.münevver kadının gücüsün duruşun ve aşk dilinle beni benden aldın..
Çocuklarınıza okutmalısınız. Okutmalısınız ki yapılan bir hatayı üstlenmenin bir erdem olduğunu ve sorunları çözmek için atılması gereken en büyük adım olduğunu öğrensinler. Yapılan yanlışa "Aman, banane! " dememeyi öğrensinler. Sorunların iş bilmez insanlar yüzünden nasıl büyüdüğünü gözlemleyip ders çıkarsınlar.
Reçel KavanozuHoushang Moradi Kermani · Kelime Yayınları · 2008126 okunma
Çok üzgünüm okudum diyemeyeceğim sayfaları atlamaktan okumaya pek fırsatım kalmadı. Wattpad platformu kitapları çok fazla okumak istemesem de almış olduklarımı bir şekilde elimden çıkarmak için zorla da olsa okumaya çalışıyorum.
Aslında bu yazarımızı tebrik ediyorum bu kadar uzun sayfa kitap yazdığı için ama keşke bu performansını 650 sayfalık saçmalıklarla harcayacağına 150 sayfalık azcık bile olsa edebiyat özelliği olan bir şeyler yazsaymış. Çok yazık bu gençlerimize. Ama maalesef bu diziler ve bu hayalperestlik çocuklarımızı akıl kullanamaz hale getirdi.
Korkunç kağıt ve zaman israfı olan bu kitabımıza da yoruma gerek duymuyorum.
Okumayın.