Sevdiğin şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerindedeki ışık saçan ruhtu. Hakiki Ruht’u, sınıfın tüm küsur ve zaaflarını taşıyan, o sınıfın psikolojisini umutsuz sınırlarıyla kısıtlanmış burjuva hiç Ruht’u sevmemişti.
“Ben çok hastayım, çok hasta, şu ana kadar hastalığımın ne kadar ilerlediğini anlamamıştım. Bir şeyler uçup gitmiş benden. Hayattan hiç korkmamışımdır, ama bir gün hayata doyabileceğimi hiç hayal etmemiştim. Hayat beni o kadar doyurmuş ki hiçbir şeye arzu duymuyorum. Duysaydım, şu anda seni istemem lazımdı. Ne kadar hasta olduğumu anlıyor musun?“
Sen, diyor, yakın olduğum kadar uzak, sevecenliğin kadar hoyratsın. Ne kadar anlaşılırsan o kadar şaşırtıcısın benim için. Bir karşıtlıklar toplamısın çünkü. Bazen sana nasıl dayandığımı anlamıyorum.