Gerçek dostluk nedir? Temelinde ne vardır?
Sanırım bu sorunun cevabı “duygudaşlık”. “Senin kaderin benim kaderime dokunduğunda geri çekilmiyorsam dostuz.” diyebiliriz. Başka bir deyişle kaderine dokunmasına izin verdiğin kişidir dost.
Peki bunu kaç kişi için söyleyebiliriz? Herkesle kader paylaşılır mı? Herkese elimizi uzatıp dokunabilir miyiz? En önemlisi herkes o dokunduğumuz eli taşıyabilir mi?
Tüm bu soruları kendince cevaplayan bir kitap okudum: Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Henrik ve Konrad beraber büyümüş, beraber gençlik yıllarını geçirmiş iki dost, ne yazık ki dostluğun erdemini taşıyamayan iki dost. Araya hiç konuşmadan uzaklaşılan koskoca 41 yıl giriyor. Ortada kalan sorular, çeşitli duygular ve sonsuz bir bekleyiş ile geçen 41 yıl, bir gün yüzleşeceklerinin bilinciyle yaşanan bir ömür…
Ve nihayet bir gece, mumlar sonuna kadar yanana dek, hava aydınlanana dek gerçekleşen o yüzleşmeyi okuyoruz. Yalnızca onlar değil yüzleşen, biz de sorguluyoruz bildiklerimizi; duygularımızı, dostluklarımızı, kıskançlığı, savaşı, aşkı, rekabeti, içtenliği. Kendimizle yüzleşiyoruz.
Bu kitabın herkese hitap ettiğini düşünmüyorum. Bence kolay bir okuma değil incecik olmasına rağmen birkaç haftamı aldı çünkü düşündüren bir kitap. Fakat dolu dolu bir edebiyat arıyorsanız lütfen okuyun. Birçok satırı çizdim ama en özellerinden biri aşağıda:
“Sonunda dünyanın hiçbir kıymeti yok. Kıymeti olan sadece kalplerimizde kalan.”
Kitabın bende bıraktığı soruyu sizlere yöneltmek istiyorum son olarak: “Dostluk insanın içindeki karanlıkla birlikte var olabilir mi?”