Diriliş eri çalışkandır. Tembellik, nefsin yatağıdır, onun için. Baştan sona, Diriliş toplumu, çalışkan esası üzerine, inceleme ve ilim aşkına bina edilmiştir.
İnançsız toplumun merhameti yoktur. Hem Müslüman toplum, neden inançsız toplumların merhametine muhtaç olsun? Asıl inançsızların ki, Müslümanın merhametine muhtaçtırlar.
Müslüman kuvvetli olmak borcundadır. Hem kendi inanç ve medeniyetini korumak, hem zulmün insanlığa el koymasına mâni olmak için. Müslüman, inançsızdan evvel davranıp eşya ve tabiat kuvvetlerine hâkim olmalı, sahip çıkmalıdır. Allah'ın halifesi olarak, bu, onun görevidir.
Diriliş Toplumunda insan dünyaya sırtını çevirmez. Tam tersine, Dünya, onun eli altında bin bir açıdan optimal verime kavuşan bir tarla olur. O, dünyayı dünya olarak ele almakla da yetinmez. Dünya da bir misyon sahibidir. Ancak bu misyonuna ve misyonun kıvamına, Tanrının Halifesi insanın elinde hamur gibi yoğrularak kavuşur. Eşya ve tabiat, insan emeğiyle, transandantal anlamına kavuşur. Bu yüzdendir ki, öbür dinlerin rahiplik anlayışına yer yoktur İslâm’da.
Bütün mesele, bilinen tarihî sebeplerle varoluş şuurunun kazanılması yolunda köklü ve temelli bir girişimin başlamasıdır. Bu girişim diriliş girişimidir. Başarıya ulaştırmasını Allah'tan dileyerek, diriliş erleri, üzerine düşen vazifeyi, ölünceye kadar en büyük bir dikkat ve sorumluluk duygusuyla yürüteceklerdir.
Özülke, doğu ve batı tefrit ve ifratlarından uzak, ideal devleti, bütün nüanslarıyla kuracak tarihî birikime olduğu kadar toplum ve insan duyarlık ve zekâsına, fizikî güç ve gönül zenginliği hazinesine de gerçekte sahip bulunmaktadır