İslam’ı sadece bir inanç sistemi gibi görmek ve göstermek, tarihe de, sosyolojiye de uymayan, realiteyi inkar eden, hayali hakikat sanan, temenniyi gerçek gibi gösteren tarihi bir yanılgıdan başka bir şey değildir.
Kapitalizmin ve komünizmin devlet anlayışı, son derece sert ve katıdır. Görünüşte özgürlük ve eşitlik sözlerinin, gerçekte ve pratikte bir önemi yoktur.
Toplum kurumlarının en önemlilerinden olan ve öbür kurumların, hatta kişilerin tümünü şu veya bu derecede etkisi altında tutan devlet, gerek düşünce ve gerek uygulama alanında, tarihin ilk çağlarından bu yana var olmuş, amaç ve biçim bakımından, çağın şartları çerçevesinde genişleme ve değişme göstermiş, insanoğlu için kimi zaman kurtarıcı, kimi zaman da cellat ya da kırbaç haline gelmiş, kimileri için erişilmez bir şey, kimileri için kabus, kimileri için vekilharç, kimileri için tahsildar olmuş, yani körlerin fili tanıması gibi çok değişik yorumlanmış, dinden sanata kadar kültür aynasında renk renk yansımış, tabiatla metafizik arasında da gerginleşen insan ruhunun sığınacağı ya da kaçabileceği teselli yuvası iş ve faaliyetlerin kaynağı, çok anlamlı, çok cepheli tarihi-sosyolojik bir kavramdır.
İsviçre’deki kişilerin hakkı ve eşitliği ile, Amerika’daki özgürlük araştırılırsa, çok sağlam temeller üzerine oturmadığı meydana çıkar. İsviçreliler ve Amerikalılar, bir çok meziyet ve liyakatlarının yanında, egosantrisizmin esiridir. Bunun proto-tipi olan İngilizler ve Fransızlar onca kültürlerine karşın, insanların sevgisini kazanamadılar.
Bütün bunları görerek, idealist Müslüman aydın, umutlu olmalıdır. Kendisi, İslam’ın adeta bir erdem anıtı haline gelmeli ve bütün dünyaya İslam’ı gerçeğiyle, en üstün seviye ve kalitesiyle, yeniden getirmelidir.