Iris ayaklarının dibinde biriken kâğıtlara baktı.
Bunların ne olduğunu biliyordu. Roman'ın çantasını elinden bırakırken de biliyordu, yere diz çöküp sayfaları toplarken de.
Bunlar kendi mektuplarıydı.
Kendi kelimeleri.
Önce Forest'a, sonra Carver diye bildiği kişiye yazdığı kelimeler.
Iris karmaşık duygular içinde mektuplarını yeniden okumaya başladı. Sanki eski yatak odasında yere oturup yalnız, endişeli ve kızgın halde bu mektupları yazmamış gibi kelimeleri yüreğini dağladı.
Benim için, annem için korkaklık etmiş olmanı isterdim. Keşke silahını bıraksan ve seni bizden alan tanrıçaya bağlılığını içinden söküp atsan. Keşke bize geri dönsen.
Carver'ın ilk mektuplarını attığını sanıyordu. Onları geri göndermesini istemiş, Carver da bunun mümkün olmadığını söylemişti.
Eh, artık yalan söylediğini biliyordu. Çünkü buradaydılar. Hepsi buradaydı, sayısız kez okunmuş gibi kırış kırış olmuşlardı.
Iris okumayı bıraktı. Gözleri yanmaya başlamıştı.
Roman Kitt, Carver'dı.
Başından beri Carver'dı ve bunu fark etmek Iris'i öyle bir sarsmıştı ki yere oturmak zorunda kaldı. İçi şaşırtıcı bir rahatlamayla doldu. Oydu. Başından beri ona yazıyor, ona âşık oluyordu.