"Bunu bana neden söylüyorsun?"
"Çünkü hiçbiri gerçek değildi. Sadece mecburiyetten söyledim. Böyle yapmam gerektiğini düşündüğüm için. Ama sen başkasın. İlk kez korkuyorum. Her şeyi mahvedeceğimden korkuyorum. Artık beni sevmeyeceğinden. Ah, Cress. Cidden ödümü koparıyorsun."
Hiç de korkuyor muş gibi bir hali yoktu ya, neyse.
"Sorun ne, biliyor musun?" Thorne botlarını çıkarmadan onun yanına uzandı. "Sen bir hapishane kuşunu hak etmiyorsun. Herkes görebiliyor bunu. Ben bile. Ama sen bir şekilde, benim düzgün bir adam olduğuma ikna olmuşsun. İşte onun için korkuyorum. Bir gün benden daha iyisini bulabileceğini fark etmenden korkuyorum."
"Thorne..."
"Ama merak etme." Cress'in saçlarını öptü. "Ben bir suç dehasıyım ve bir planım var." Hafifçe öksürüp boğazını temizledikten sonra saymaya başladı. "Önce kanunlara uygun bir iş bulmalıydım. Onu hallettim. Sonra gemimi yasal yollardan geri almalıydım. Eh, bu konuda da bir hayli aşama kaydettim. Bir kahraman olduğumu cümle aleme ispat etmeliydim. Cinder'ın dünyayı kurtarmasına yardım ederek bunu herkese gösterdim." Göz kırptı. "Tabii hırsızlıktan vazgeçmeliyim. Ve sana dünyayı gösterip bütün hayallerini gerçekleştirmeliyim. Uzun lafın kısası, sen seni hak etmediğimi fark ettiğinde, aslında ben seni hak eden bir adam olacağım." Sırıttı."Nasıl?"
"Şahane," dedi Cress.
"Bence de." Eğilip omuzunu öptüğünde Cress zevkle ürperdi.
"Kaptan?"
"Efendim?"
Cress birden, Thorne'un korkmakla haklı olduğunu fark etti. Gerçekten de ürkütücüydü. Çöldekinden çok daha ürkütücü, çünkü gerçekti. "Ben sana aşığım."
Thorne güldü. "Bunca dil döktükten sonra, başka bir şey deseydin bozulurdum zaten." Cress'in şakağına bir öpücük kondurdu. "Ben de sana aşığım. Hem de deliler gibi!"