Bacaklarıma birbirine yapıştırarak Carter'ın ellerini havaya kaldırıp attığı Çığığın arena da yankılanmamasını ve takım arkadaşlarının onu bariyere çarpmasını izliyordum. Her oyuncuyla eldivenlerini tokuşturarak yedek kulübesine doğru kaydı, tamamen durduğunda havaya buz püskürttü.
Ardından nefes kesici bakışları benimkilerle kilitlenmişti.
Sopasını ağır çekimde kaldırıp işaret etti. Beni. Carter Beckett lanet sopasını bana doğrultmuştu.
Ve göz kırptı. Lanet olası Carter bana göz kırpıyordu.
Mükemmel dudaklarını oynatarak, "Senin için," dedi.
Ah. Hayır.
Kameralar bana döndüğünde gözlerin beyaz ışıklarla dolup taştı. Koltuğuma olabildiğince gömüldüm, parmaklar sinsi sinsi bana doğrultulurken yüzümü ellerimin arasına gömdüm.
Fakat Carter'ın işi bitmemişti. Hayır, tabii ki bitmemişti. Eğer burada bırakacak olsaydı, Carter Beckett olmazdı.
Bariyerin üzerine atladı ve eldivenlerini cama bastırmış, sırıtarak bana bakıyordu. "Hoşuna gitti mi, Olivia?" diye bağırdı. "Bu senin içindi!"
Yine de en kötü kısmı neydi, biliyor musunuz?
Kıpkırmızı suratım, lanet olası devasa televizyonların her birine yansıtılmıştı.