Tek bir nöron, düğmeye basınca fırlayan bir bebek oyuncağı gibidir. Düğmeye yavaşça basarsanız hiçbir şey olmaz. Biraz daha sert, yine bir şey olmaz. Ama belli bir eşiği geçince oyuncağın içinden bir oyuncak karakter aniden pört diye fırlar. Nöron da böyle çalışır. Fakat nöronun düğmesine tek bir el basmaz, diğer nöronlardan gelen pek çok girdinin bir kombinasyonu basar.
Küçücük bir ayrıcalıklı sınıfın, toplumun bütün teknolojik sermaye birikimini adeta tekeline almaya hakkı olmalı mıdır? sorusu bir yana, bir de gelir dağılımının aşırı bozuk olduğu bir ekonominin genel sağlığı meselesi var. Gelişimin sürdürülebilmesi için, gelecekteki inovasyonları besleyebilen canlı bir pazara ihtiyaç vardır. Bu da alım gücünün makul bir dağılımını gerektirir.
İnovasyon öyle bir şey ki, değişimin nereden ve ne zaman geleceğini kestirmek mümkün değil. Zeki makinelerin günün birinde ortalama işçilerin kapasitesini aşıp işlerin çoğunu yapar hale gelip gelmeyeceğini belirleyecek olan şey, ekonomi tarihinden çıkarılacak dersler değil, geleceğin teknolojisidir.
Hızlanan bilgi teknolojisi, geleceğin ekonomisinde ve istihdam pazarında etkisini arttırırken, diğer bazı önemli kuvvetlerle iç içe olmayı da sürdürecek. Yüksek vasıflı işlerin elektronik ortamda yurtdışında da yapılabilir hale gelmesiyle birlikte, teknolojiyle küreselleşme arasındaki çizgi muğlaklaşacak. Eğer ilerleyen teknoloji tahmin edildiği gibi sanayileşmiş ülkelerdeki eşitsizliği daha da büyütürse, o zaman finans gücünü elinde bulunduran kesimin siyasi nüfuzu daha da artacak demektir. Böyle bir durumda orta ve alt sınıfın gelir dağılımında iyileşme sağlayabilecek politikaları yürürlüğe koymak iyice zorlaşacaktır.