Halk nereye ve neden gittiğini bilmelidir. Politikacılar, halkın bilinç düzeyi kusursuz olmaktan uzak, ilkel ve bulanık kaldığı takdirde geleceğin karanlık kalacağını unutmamalıdır.
Bir ülkeyi, işe halkı dahil etmeden yönetebileceğinizi sanıyorsanız, varlıklarının bile oyunu bozacağını düşünüyorsanız, halkın bir engel olduğunu ya da doğuştan bilinçsizliği yüzünden zayıflatıcı bir etmen olduğunu düşünüyorsanız, tereddüt etmezsiniz: Halk işin dışında tutulmalıdır. Ama halktan yönetime katılması istendiğinde, onlar engel değil, itici güç olurlar.
Her yurttaşın hayali başkente gitmek, pastadan kendi payını kapmaktır. Kasabalar ve köyler terk edilir; desteksiz, eğitimsiz ve bilgisiz kır kitleleri, kendilerine bir şey veremeyen toprağa sırtlarını dönerek şehir çeperlerine doğru yola koyularak lümpen proletaryayı aşırı derecede şişirir.
Halk için parti otorite değil, halkın kendi otoritesini ve iradesini gerçekleştireceği örgüt olmalıdır. Ne kadar az kafa karışıklığı olursa, ne kadar az iktidar ikiliği olursa, parti kılavuz rolünü o kadar iyi oynayabilir ve halkın temel güvencesi haline gelebilir.
Tarihe gerçekten yanıt vermek isteyen, şehirlerini ve yurttaşlarının zihinlerini geliştirmek isteyen bir ülkede doğrucu bir parti olmalıdır. Parti, hükümetin elinde bir araç değildir. Tam tersine, parti halkın elinde bir araçtır. Hükümetin yürüttüğü politikaya karar veren, partidir. Parti, bütün hükümet üyelerinin ve rejimin ileri gelenlerinin, keyfi biçimde bir araya gelebilecekleri bir politbüro değildir ve asla olmamalıdır. Ne yazık ki genellikle tüm partiyi oluşturan politbürodur ve üyeleri daimi olarak başkentte oturur.