Üniversitede sabah genel görelilik dersine, öğleden sonra da kuantum mekaniği dersine giren bir fizik öğrencisi, ya profesörlerin ahmak olduğunu ya da bir yüzyıldır birbiriyle konuşmayı unutmuş olduklarını düşünmeden edemez: Öğrencilere dünyanın birbiriyle taban tabana zıt iki imgesini öğretirler. Sabah, dünya her şeyin sürekli olduğu eğri bir uzaydır; öğleden sonra dünya enerji kuantasının sıçrayıp durduğu düz bir uzaydır.
20. yüzyıl bize, daha önce söz ettiğim iki cevher bırakmıştır: genel görelilik ve kuantum mekaniği. İlkinden kozmoloji ve astrofizik ile çekim dalgaları, kara delikler ve daha pek çok şeyin araştırması doğmuştur. İkincisi atom fiziğinin, nükleer fıziğin, temel parçacıklar fiziğinin, yoğun madde fiziğinin ve daha pek çok şeyin temeli olmuştur. Yaşam biçimimizi değiştiren her iki kuram da günümüz teknolojisi için temel öneme sahip cömert armağanlar sunar. Yine de, en azından şu anki biçimleriyle, birbirleriyle çeliştikleri için ikisi birden doğru olamaz.
Varlıkla yokluk arasında sürekli olarak titreşip dalgalanan, hiçbir şey yokmuş gibi görünürken ortalıkta cirit atan, galaksilerin, sayısız yıldızın, kozmik ışınların, güneş ışığının, dağların, ormanların, buğday tarlalarının, partilerde ki gençlerin yüzlerindeki gülümsemelerinin ve gece yıldızlarla dolu karanlık gökyüzünün devasa öyküsünü anlatmak için kozmik bir alfabenin harfleri gibi sonsuz olasılıkla bir araya gelen bir avuç temel parçacık...
Yerde ve gökte, felsefemizin ve fiziğimizin hayal ettiğinden daha çok şeyin var olması şaşırtıcı değil, sevgili okur. Sonuçta daha birkaç yıl öncesine dek evreni dolduran radyo dalgalarının veya nötrinoların varlığından haberimiz yoktu.
Bilim her şeyden önce bir gözünde canlandırma eylemidir. Bilimsel düşünce nesneleri önceden gördüğümüzden farklı biçimde "görme" yeteneğinden beslenir.