Martin Eden

4/10
·56 syf.··
2024 2. kitabı
Güzel bir fikir, tüm ezberleri bozacak, baştan yaratacak bir kurgu. Fakat hikayeye gereken özenin gösterilmediğini, çok kısa ve yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Bu konuda David Fincher’ın 2008 yapımı bol ödüllü uyarlaması çok daha güzel bir tercih olabilir.
Benjamin Button'ın Tuhaf HikayesiF. Scott Fitzgerald · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202027,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
6/10
·72 syf.··
2023 2. kitabı
Bu kültürde yetişmiş biri olarak Batı'ya ayak uydurabilir miyim diye sorgulardım kendimi zaman zaman. İlk hikaye de bana direkt bunu anımsattı. London'ın hayvanlarla ve özellikle de köpeklerle ilişkisi, hayvanlar üzerinden kurduğu metaforlar ve onların hayatlarını bizlere aktarmasındaki başarısı aşikar. Bu kitapta da üç küçük öykü karşılıyor bizi. Olağanüstü hikayeler değildi fakat yine de ben çok keyif aldım okurken. Öyküleri sıralayacak olursam da "Kahverengi Kurt, Batard ve Ah O Benekli" şeklinde olurdu. Belirtmeden edemeyeceğim çevirmen sayın Levent Cinemre'nin ilgilisine paylaşımlar kısmı ve özellikle de London'ın bu öykülerden kazandığı parayı enflasyonla günümüze uyarlaması çok ince bir iş olmuş.
İyi Köpekler Kötü Köpekler Ve Kuzey TopraklarıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20232,400 okunma
En Büyük mü Bilmem ama Çok ama Çok Büyük
9/10
·520 syf.··
2023 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2023 00:00
Martin Eden... Bu Martin Eden'i 3. okuyuşum. Hayatımda zaman zaman ihtiyaç duyuyorum bu serüvene tekrar tanık olmaya. Yine ilk seferindeki gibi çok etkiledi beni. Basit bir aşk macerası gibi başlayıp git gide sosyolojik ve psikolojik derinliği artan çok katmanlı bir kitap. Herkes gibi kendimden parçalar bulduğum, ilk kez kafamdaki karakteri bozmamak için filmini bile izleyemediğim bir eser... Martin'in yüce varlık atfettiği Ruth'un seviyesine çıkabilmek için kendini okumaya adadığı kısım hep çok etkilemiştir beni. Bir insanın sadece kitaplarla kendini ciddi ölçüde geliştirdiği bu sürece tanık olmak çok keyifli. Motivasyon bile oluyor. Kitabın otobiyografik özellikler taşıdığını ve Jack London'ın da aynı meşakkatli yollardan geçtiğini düşünürsek hiç de ihtimal dışı olaylar değil. "İnsanın bilgi birikiminin bu kadar büyük bir hacme ulaşabileceği hiç aklına gelmemişti. Korktu. Beyni bu kadar bilgi alabilir miydi? Ama sonra bunu becermiş olan bir sürü insan olduğu aklına gelince tutkulu, büyük bir yemin etti fısıltıyla, onların yaptığını kendisinin de yapacağına ant içti." Martin'in yazarlık sürecinde sektöre sert eleştiri dikkatimden kaçmadı. Yayın evlerinin editörlerin en karanlık yönlerine şahit oluyoruz. Estetik ve edebi değerden yoksun, sonradan kapısında yalvaracakları aynı eserleri öncesinde reddeden editörler... Özellikle bu yolda bulunan ve bir şeyler üretmeye çalışan birileri için çok yardımcı olabileceğini düşündüğüm bir bölüm. İnsanın bir şeyler yazıp dergilere yollayası gelmiyor değil. Dünyadan büyük aşkı olan Martin, maddiyatı aşamayan ruth. Kendine güvenmek, aşka güvenmek ve maddi koşulların buna etkisi... Toplum gözündeki yeri... Daha güzel nasıl işlenir bilmiyorum. Peki ya parayı bulduktan sonra yüz çeviren, onu sefil açlığa bırakan herkesin tabiri
Martin Eden
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021135,3bin okunma
Kütüphanemin En Güzel Kitabı
9/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2020 17:25
“Bu Ülke” Cemil Meriç’in eşsiz bilgi kütüphanesinden bizlere sunduğu bir mükafat. Onun engin irfan deryasına bir kap daldırıp kendimize ne alabilirsek kar. Bu Ülke’nin eşi olan bir kitap yok. Bunları çok beğendiğim için mi söylüyorum, hayır. Bu Ülke’yi hakkıyla anlamak, her satırını, her sayfasını idrak etmekse bir Cemil Meriç olmadıkça neredeyse imkansız. “Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.” diyor Cemil Meriç. Bu sebeple öncelikle hayatına bir göz atalım. Cemil Meriç, çocukluğunu Fransız mandası altındaki Hatay’da çok zor şartlar altında geçirmiş. Aile ve çevre şartları onu zor yıllara mahkum etmiş. Arkadaşlarından dışlanmış, okulda istenmeyen bir öğrenci olmuş. Hayat onu şu satırları yazdıracak kadar zorlamış: “Düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım. Anlıyorum ki, zalim ve kıyıcı bir gerçekten kurtulmanın tek çaresi, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak.” Her şey de bir hayır vardır deriz ya hani. Cemil Meriç’te de aynen böyle oluyor. Dış dünyadan uzaklaştıkça iç dünyasına kapanıyor. Kitaplara. Kendi deyimiyle kitap, yani ışık. Ardından şu sözler dökülüyor kaleminden “İnsanlar kötüydü, kitaplara sığındım.” Kitaplara sığınmasının ardından yazı hayatına atılıyor. İlkokul ve Lisede tüm kompozisyon yarışmalarında birinci oluyor. Sonrasında ise “Başka bir iklimde, başka bir çağda doğam düşüncenin kendi toprağımızda dirilmesi” olarak nitelendirdiği çeviri hayatına başlıyor. Balzac ve Fransız Edebiyatı başta olmak üzere ülkemize birçok kitap kazandırıyor. “Hayatı kalemiyle kazanmak zorunda olan bir adam... Yıllarca yaşamak ve yaşatmak için Balzac çevirdim.”
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi
8/10
·508 syf.··
2020 46. kitabı
Tam anlamıyla klasik, bir o kadar ağır, bir o kadar güzel bir kitaptı. İlk yarısı fazla akıcı değildi. Konuya griş niteliği taşıyor evet ve sonunu düşününce o ilk kısımlar cidden güzel temel hazırladı fakat benim için kitap ikinci yarıda hatta üçe bölsek en son kısımda başladı. İlginç bir şekilde farklı bir son oldu. Sonlara doğru anladık fakat o ana kadar tahmin etmek neredeyse imkansız. Daha çok doktorun üzerine bir hikaye sanmıştım. Fakat Carton ile son buldu. Bir bakımdan mutlu bir bakımdan hüzünlü bir sondu. Birçok farklı konu işlenmiş fakat benim en beğendiğim ve tabi ki en çok dikkat çeken yazarın bize ayna misali yansıttığı fransız ihtilalidir. Şu ana kadar Fransız İhtilalini elbet çok kere duymuştum fakat nedir deseler söyleyecek çok sözüm yoktu. Kitabın yarısında hemen bir video izledim bunun hakkında. Üstüne kitaptaki atmosferi de görünce her şey yerine oturdu. Yani bu kitabı okuyacak biri mutlaka ama mutlaka önce Fransız devrimini araştırmalı hakkında bilgi edinmelidir. Yazar o kadar ama o kadar sert bir şekilde yansıtıyor ki, tüm o idamlar, katledilen masum insanlar, vahşetten kendinden geçmiş halk ve daha nicesi. Sefiller kitabında da devrim tarzı olaylar olmuştu fakat hiç bu kadar yakından tanık olmamıştım bunlara. Yani o dönemde İngiltere Fransa arası nasıl bilmiyorum ama yazar bir İngiliz olarak Fransa'nın yaptığı alçaklığı tüm dünyaya haykırmış. Belki bir Fransız yazar bu şekilde anlatamayabilirdi. Dünyayı bilmem de zaten asıl amacı devrimi kendi halkına anlatabilmekmiş. Genel olarak bakacak olursam beğendim. Tarihi olayların yanı sıra böyle güzel bir kurguyla da harmanlanınca tadına doyum olmadı. Diğer kitaplarla karşılaştıracak olursak biraz da ağır bir biçemi vardı yazarın. Yani herkes okuyabilir mi kitabın tamamını bilmem. Sonunu çok iyi
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,6bin okunma