Diğer gezegen ve aylarda, yaşamın evrimini etkileyen kimyasal olaylardan bağımsız olarak, değişik koşullar da hüküm sürüyor; örneğin kütle çekimi. Daha büyük, daha yüksek yoğunluğa sahip bir gezegende kütle çekimi de daha fazla olacaktır; dolayısıyla buradaki yaşamın nispeten daha kısa, güçlü, hatta belki daha fazla sayıda kol ve bacaklı canlıların oluşumuna neden olacağını bekleyebiliriz. Tersi durumda, daha düşük yerçekimine sahip bir
gezegende ise zıplayan, havada daha rahat süzülen, daha uzun ve hafif canlılar beklemek yanlış olmaz. Atmosferin yoğunluğu ve nelerden oluştuğu da, gökyüzündeki nüfusu etkileyecektir: Daha yoğun bir hava, gökyüzünü bir okyanus gibi kullanan, havada ağır ağır yüzen canlı türleri oluşturacağı gibi, oksijen bakımından zengin bir atmosferde daha enerjik, daha hareketli canlılar beklemek gerekir.
“Dünya’dakinden çok farklı bir yaşam olması mümkün ancak
verilerimize bakarak bunu farkedemeyiz çünkü oraya ait kimyayı da henüz bilmiyoruz ve anlamıyoruz”.
Bazı bilim insanları ve girişimciler de uzak yıldızlara kısa sürede ulaşmanın yollarını aramaya başladılar bile. Örneğin 2016’da kurucuları arasında Stephen Hawking, Mark Zuckerberg ve Rusya’nın teknoloji girişimcilerinden Yuri Milner’ın da
bulunduğu Starshot projesine göre, “SpaceChip” adını verdikleri nano boyutta uzay araçlarını Dünya’da yerleşik yoğun bir lazer sistemi ile uzayda yönlendirmek mümkün. Bu proje işe yararsa, bize en yakın yıldız sistemi olan A.Centauri’ye varış süresini 100 bin yıldan 20 yıla indirmek mümkün olacak.
Bilgi arayışının her durumda sonsuz olduğunu savunduğu Her Yönlü Sonsuz(1988) eserinde Dyson, dünyada neden bu kadar çok şiddet ve sıkıntı olduğuna dair birtakım spekülasyonlar ortaya atmıştı. Ona göre, cevabın "maksimum çeşitlilik ilkesi" dediği şeyle bir ilgisi olabilirdi. Bu prensip hem fiziksel hem de zihinsel fenomenlerle açıklanıyordu; doğa yasalarının ve başlangıç koşullarının, evreni mümkün olduğunca ilginç hale getirebileceğini düşünen Dyson, hayatı zorlaştıran şeylere örnek olarak etrafımızdakileri veriyordu; kuyruklu yıldız etkileri, buzul çağları, silahlar, veba, nükleer füzyon, bilgisayarlar ve daha nicesi. Asi fizikçi, tüm zorlukların üstesinden gelinemeyeceğini ve bu yüzden maksimum çeşitliliğin genellikle maksimum strese yol açacağını düşünüyordu. Kısacası Dyson, tüm sorunlarımızı çözemeyeceğimizi, cenneti yaratamayacağımızı, varoluş bilmecesinin cevabını bulamadığımızı öne sürüyordu. Yaşam sonsuz bir mücadeleydi ve böyle olmalıydı. Dyson, bilimin en iyi şekilde "otoriteye karşı bir isyan" olduğu konusunda da ısrar ediyordu.