Resul, ümmetinin Kur'an'ı benimseyip kucaklar bir manzara arz etmesine rağmen, onu yaşanan hayattan uzaklaştırıp devre dışı tuttuğundan şikâyetçidir. Kısacası, görünüşte Kur'an'a sarılma, hakikatte ise Kur'an'ı itme ve ondan uzaklaşma sergilenmiştir. İslam dünyasının yüzyıllardan beri sergilediği manzara budur. Din, Kur'an'ın dinidir ama kitlelere yön ve hareket veren, Kur'an değil, Kur'an'a fatura edilen bir yığın zübür (uydurma kutsal kitaplar), mezhep, tarîkat, fetva, icma, hazret, seyyid vs.dir. Tevhid dini âdeta bir şirketler dini haline getirilmiş...
Mescitler, geleneğin söylediği gibi, 'Allah'ın evi' olan mekanlar değil, 'Allah için' olan mekânlardır. Allah'ın mekanı olmaz ama Allah için mekan olur.
Ölüler için Kur'an okuma, Kur'an'ın tanımadığı bir kavramdır. Bu konuda Peygamberimizin bir uygulaması da yoktur. 'Ölüler için Kur'an okumak veya okutmak' tamamıyla sonraki zamanların bir uygulamasıdır. Yalnız şu noktayı unutmamak gerekir: Sebebi, gerekçesi ne olursa olsun Kur'an okumak makbuldür, rahmet vesilesidir. Bilinmesi gereken şudur ki, sebep ve gereçkesi ne olursa olsun, okunan Kur'an faydası ölülere değil dirileredir.
1. Kur'an'ın gösterdiği iman esasları içinde kadere iman diye bir şey yoktur.
2. Geleneksel kabullerin 'İslam'ın Şartları' diye öne çıkardığı beş kavram İslam'ın şartı değil, İslam'daki temel ibadetlerdir. İslam'ın şartları Kur'an'ın bütün hükümleridir.
Kur'an'ın toplanması ve okunuşunun belirlenmesi de Allah'ın denetiminde olmuştur. Hicr Suresi 9. ayetteki Kur'an'ın Allah tarafından indirilip korunduğu beyanını buradaki beyanla birlikte düşünmek gerekir.
Demek olur ki, Kur'an dışında herhangi bir şeyin derlenip toplanmasında ve korunmasında Allah'ın iradesi ve garantisi yoktur. O halde, Hz. Peygamber'den yaklaşık iki yüz yıl sonra şunun bunun ağzında dolaşan rivayetlerin yazıya geçirilmesiyle oluşmuş ve Hz. Peygamber'e isnat edilmiş sözlerin vahyin bir parçası gibi ele alınarak din kaynağı yapılması Kur'an'ın ruhuna aykırıdır.