İnsan ne yaşadıysa gençliğinde yaşıyor. Gençken daha verimli düşünüyor, daha adaletli oluyor. Sonradan her şeye alışıyoruz; haksızlığa, hukuksuzluğa...
Günler iyi kötü, mütedeyyin bir elde tespih taneleri gibi sıralanıp sayıldılar işte; çoğu gitti azı kaldı... Bazen, onları sayarken uykuya daldığım da oluyor. Silkinip uyandığımda, hayatımın nasıl geçtiğini fark etmediğimi anlıyorum. Galiba hayat da beni farketmiyor.
Sabah sekizde uyanıp işe gidiyorum, akşam beşte eve dönüyorum. Ayaklarım beni başka bir yere götürmüyor. Meğerse içimde, insanlığın hizmetine koşulmuş bir katır gibi dağ bayır dolaşacak bir cevher yokmuş...
Savaş, yıkım, açlık, cehennemin ta kendisi! Bütün bunları Tanrı istiyor olabilir mi sence? Bütün bunları insanlar istiyor olabilir mi? Peki, o zaman kim istiyor, diyorum kendi kendime.