“ Kızılderililer Yüce Ruh’tan bir şey istediklerinde en çok sevdikleri eşyalarını alıp, yüksek bir uçurumdan aşağı atarlarmış. Böylece yeni istedikleri şey için bir bedel öderlermiş.
Gözler yapabilecekleri hiçbir şey olmadığını, yüreğin emirlerine göre hareket etmek zorunda olduklarını ve eğer bu durumu değiştirmek istiyorsa, yürekle konuşması gerektiğini söylediler.
İlkbahar, tıpkı bir kadın gibiydi ona göre. Önce, çok özlediğiniz ve karşı koyamadığınız bir sıcaklıkla sarıyordu sizi. Tam buna alışıp kendinizi bırakmışken, aniden terk edip gidiyor ve sizi tek başınıza bırakıyordu.
Üşüyor, titriyordunuz. Sonra bir gün, hiçbir şey olmamış gibi yeniden çıkageliyordu. Bu kez, korkudan daha tedbirli davranıyordunuz. Hemen bırakmıyordunuz kendinizi kollarına. Bir melek gibi verici, ama şeytanla işbirliği yaparcasına güvenilmez ve bunların bir araya gelişiyle son derece cazibeli bir mevsimdi ilkbahar.