Kinyas ve Kayra benim için bir karakter hikayesinden çok daha fazlasıydı. Kinyas ve Kayra’nın anlattığı şey sadece iki insanın karanlığı değil; insanın içindeki boşluk, anlamsızlık hissi ve dünyaya yabancılaşmasıydı. Özellikle hayatı sorguladıkları bölümlerde, insan kendi iç sesini duymaya başlıyor gibi hissediyor. Hakan Günday’ın dili zaten çok sert ve çarpıcı. Bazen tek bir cümleyi okuyup uzun süre düşündüğüm oldu. Kitapta ahlaki olarak kabul edilmesi zor birçok olay var ama yeraltı edebiyatının amacı zaten okuru rahat hissettirmek değil. Tam tersine insanın görmezden geldiği karanlık tarafları yüzüne vuruyor. Bu yüzden herkese hitap eden bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Ama psikolojik olarak derinlikli, rahatsız edici ve düşündüren kitapları seven biri için çok etkileyici bir deneyim olabilir.
Benim en sevdiğim tarafı, kitabın “iyi” ya da “kötü” karakterler yaratmaya çalışmamasıydı. Her şey çok çıplak ve filtresiz. Okurken bazen Kayra’dan nefret ettim, bazen acıdım sonuna üzüldüm. Kinyas’ın kendini yeniden bulmasına sevindim. Hatta Kinyas’la benzer taraflarımız olduğunu bile düşündüm.
Kinyas ve Kayra bittiğinde insanda güzel bir his bırakmıyor ama uzun süre akıldan çıkmayan kitaplardan biri oluyor. Bana göre insan psikolojisinin en karanlık taraflarını anlatan en çarpıcı Türk romanlarından biri.