Okuduğum ilk Yaşar Kemal kitabıydı.
Adını sık sık İnce Memed kitabıyla duyduğum yazarı, ayrıca Zülfü Livaneli aracılığıyla da sık sık duymuş ve merak etmiştim. Hem ince olduğu hem de bir efsane olduğu için okumasının daha keyifli olacağını düşündüm ve Yaşar Kemal ile güzel bir tanışma yapmak istedim.
Kitabın konusuna gelecek olursak, Paşa Mahmut Han'ın (Gülbahar'ın babası), beyaz atının Ağrı Dağında çoban olan Ahmet'in kapısına gelmesiyle başlayan efsane Gülbahar ile Ahmet'in aşkıyla ve bu aşk için imkansızlıklar eşliğinde yapılan yiğitliklerle devam ediyor.
Eğer bu kitabın yazarını tanımıyor olsaydım ve hangi yıl yazıldığını bilmeseydim, gerçekten Osmanlı'da yaşamış birinin kaleme aldığını düşünürdüm. Efsane olmasından kaynaklı olan yer yer gerçek dışı anlatımlarla ama bir yandan da gerçek olanı anlatmasıyla kendisine saygı duydum.
*SPOİLER*
Kitabının bitişini bazıları eleştirmiş. Açıkçası ben de kitap bittiğinde Ahmet karakterine çok sinir oldum. Gülbahar'ın yaptığı onca fedakarlık kendisinin yaptığı yiğitlikler... Hadi onlar kendi aşkları için savaştılar ama ya Sofi, Demirci Hüso, Şeyh, onlarca ağrı dağı köylüsü ve de Memo... Sadece onlar için bile bu aşk yaşanmaya değerdi. Ahmet'in sonunda yaptığı o gurur da neyin nesiydi? Ağrı Dağını aşan Ahmet, Memo'yu mu aşamamıştı? Tüm efsane boyunca zavallı Gülbahar'a üzülmekten kendimi alıkoyamadım. Aşkına kavuştuğunu sanarken aslında kaybetti. Kitapta Sofi demişti zaten, "Her şeyin bir çaresi var, bu aşkın sonu yok." Bu aşkın sonu gerçekten olmadı.
Sonuç olarak Ahmet'e rağmen güzel bir Yaşar Kemal tanışmasıydı. İçindeki Abidin Dino'nun çizimleriyle de beklediğim gibi okuması kolay ve zevkli bir kitap oldu. Ayrıca iyiki Kasım'da okumayı tercih etmişim de dedim. Çünkü bazı kitapların gerçekten mevsimleri