Oysa ben herkesin aşk dediği delilik halinin kıyısında dolanıyordum. Sebeplerin hükmünü yitirdiği vahşi bir ormanın ortasındaydım. Buz kaplı bir gölün içinde çırılçıplak uzanmıştım. Ortada hesap kitap kalmamıştı, zehirli bir bağlılık yüreğimi ele geçirmiş, kalbimi perdelemişti; hiçbir şeyi anlayacak, ayırt edecek halde değildim, nerede bir ateş görsem elimi içine sokuyordum, nerede bir uçurum görsem kendimi bırakıyordum, nerede bir kuyu bulsam içine düşüyordum. Defteri kalemi paramparça etmiştim, mürekkep hokkasını kanımla dolduracak kadar gözümü karartmıştım...
Bazı insanlar farkında olmadan çıkışsızlığa, karamsarlığa müptela oluyorlar ve karanlıkta saklanıyorlar. Kalan son güçlerini o karanlık sığınakta tüketiyorlar ve birileri oradan çekip çıkarmak için ellerini uzattıklarında adım atacak mecalleri kalmıyor. Utanarak söylüyorum ki ben de o insanlardan biriydim; korkaklığım yuzünden çaresizliğe bağımlı oldum. Kavga etmek, yüzleşmek, arayışlara yönelmek ve nihayet yola koyulmak yerine, karanlığa hapsolmayı tercih ettim. Beni tanıyanlar küçümsemesinler diye acılarımın ve acizliğimin büyüklüğünü ispatlamaya uğraşıyordum.