Allahı kaybetmiş insan, neyi aramaktadır? Allahı aramayan insan, neyi bulacaktır? Kur’an’dan kaçan, hangi kitaba inanacaktır? Peygamberi görmeyen, hangi insanı görecektir? Cennetini elinden kaçırmış olan, Cehennemden başka neyi kazanacaktır?
e. e. cummings’in harika ifadesiyle, “hep başka biri olmaya zorlayan bir dünyada kendimiz kalmak” zor iştir. Bizi hep uyutmaya, bir makine aksamına, kolayca güdülebilir bir sürü insanına dönüştürmeye çalışan bir dünyada duygusal canlılığı korumak çetin meseledir. Umudu, merhameti ve şevki diri tutmak büyük davadır.
Huzur belirsizliklerle yaşamaya alışmaktır. Dünyanın bizim hesaplarımızla dönmediğini ve sınırlı bir varlık olduğumuzu kabullenmektir. Belirsizliği, öngörülmezliği yaşamın bir gereği olarak görmek, her şeyi kesinleştirme ve önceden bilme çabasından vazgeçmektir. Belirsizliğe, bilinmezliğe sabretmeyi öğrenmektir.
Huzur yavaşlamaktır ve zamanı tanıklık ederek yaşamaktır. Telaşla, hırsla, kaygıyla, aceleyle, panikle, tedirginlikle değil, sindire sindire yaşamaktır. Güneşin batışını izlemeye, gökyüzüne bakmaya, deniz kenarında yürümeye, ormanın kokusunu içimize çekmeye, yürürken etrafımızdaki güzellikleri fark etmeye, kuş seslerini dinlemeye, bizimle konuşan kişinin gözlerinin içine bakmaya, yediğimiz yemeğin tadını almaya, okuduğumuz kitabın, izlediğimiz filmin, dinlediğimiz müziğin üzerine düşünmeye vakit ayırmaktır. Gördüğümüz bir manzaraya dalmayı bilmektir. Yaşadıklarımızı hazmetmeye zaman ayırmaktır. Geçmişte veya gelecekte değil, şimdi ve burada yaşamaktır. Zamanı hissetmek, ona yabancılaşmamaktır.