Gelecekteki din araştırmaları, ulusal veri bankaları ve açık erişimli algoritmalar üzerinden yürüyecek. Bu süreçte, bilginin şeffaflığı ve toplumsal katılım, akademik çalışmaların meşruiyetini garanti altına alacaktır.
Hermenötik ve pozitivizm arasındaki tarihsel çatışma, yapay zekânın sosyal bilimlere entegrasyonuyla yeni bir boyut kazanmıştır. Nicel verilerin nitel anlamlarla harmanlanması, bilimsel yöntemin geleceğini yeniden şekillendirecektir.
Veri madenciliği ve yapay zekâ teknikleri, dindarlık ölçeklerinin kültürel duyarlılıktan yoksun mekanik uygulamalara dönüşme riskini taşır. Bu nedenle, teknolojik ilerleme ile insani değerler arasında dengeli bir dil kurulması zaruridir.
İnanç ve dindarlığın makine öğrenmesi ile analizi, yalnızca metodolojik değil aynı zamanda etik bir meydan okumayı da beraberinde getirir. İnsanın manevi deneyimlerinin algoritmik modellerle sınırlandırılması, dinî otantikliğin kaybına dair endişeleri artırmaktadır.