Parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece. Sanki yorgunluk çıkarmıştı, kanaatkardı, bu kadarı yeterdi ona. Uzak, hafif sesler duyuluyordu. Bir göçmen kuş, rüya görüyordu belki, belki bitkiler büyüyordu.
KÖR BAYKUŞ
Caddelerinde, kimsenin hayretini uyandırmaksızın, kendi memleketlerinde imiş gibi, rahat rahat, salına salına dolaşan, sarı papuçlu ve bornozlu Afrikalılar...
Orduda iken ben ve arkadaşlarım, her sabah, başlayan gün için en karanlık ihtimallerden örülmüş korkunç bir program tasavvur ederdik ve her akşam kendimizi yaralanmamış, ölmemiş, hala yaşıyor ve hala teneffüs ediyor görmekle, ucuza mal olan bir saadetin bütün zevklerini tadardık.
Ben, onun aksine, meyveleri, sırf hastalık verdikleri için severim. Bu satırları hafif bir meyve rahatsızlığının tatlı nekahati sonunda yazıyorum. İki üç fazla armut ve şeftali yeme yüzünden kanımı tutuşturan kırk derecelik bir hararet sayesinde görülmemiş bir âlemde efsanevi bir seyahat yapmış gibi, asabım şimdi şayan-ı hayret birtakım hatıraların intibaatıyla doludur.