Parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece. Sanki yorgunluk çıkarmıştı, kanaatkardı, bu kadarı yeterdi ona. Uzak, hafif sesler duyuluyordu. Bir göçmen kuş, rüya görüyordu belki, belki bitkiler büyüyordu.
KÖR BAYKUŞ
Akşamın alacakaranlığında, yaşlı geyik başını önüne eğdi, arkadaşlarının sönmekte olan günün son ışıklarında ayaklarını sürüye sürüye geçip gidişlerini seyretti. Bir zamanlar sevişmiş olduğu dişi geyikler, babalık ettiği yavrular, önderlik ettiği erkek geyikler. Hepsi, hepsi başlarını bile çevirmeden geçip gittiler.
- Büyük anneciğim, Fransızca bir roman işte, dedi. Lakin büyük nine merak ediyordu, mutlaka anlamak istiyordu:
- Adı ne?
- Dezanşante...
- Ne demek?
- Sevinçten, saadetten mahrum kadınlar demek.
- Onlar kimmiş?
- Biz... Türk kadınları...