“Şunu bilmelisiniz ki normalde şövalye olmadan önce sıcak bir banyoya girmek ve yıkandığını, kötülük veren her şeyden arındığını ve içinde bulunan bu pis, utanç verici varoluşun suyun içinde eriyip gittiğini düşünerek orada yaklaşık bir saat kalmak gerekir. Sonunda vicdanen temizlendiğini hissettiğinde banyodan çıkıp yeni beyaz çarşaflar serilmiş bir yatağa uzanılır ve orada hayatın değersiz bir döneminden çıkanları temsilen istirahat edilir. Ardından yedi kat çamaşır üst üste giymek, sonra da bir şövalyenin icra etmeye talip olduğu tüm doğru ve dürüst işler için kanını dökmeye hazır olduğunun simgesi olarak kırmızı bir üstlük giymek gerekir.”
Beklemek. Of! İnsanın yaşamında sevinmek, öfkelenmek, üzülmek, nefret etmek gibi bir sürü duygu var, ama bunlar insanın yaşamının yalnızca yüzde birini kaplıyor. Geri kalan yüzde doksan dokuzu ise sadece bekleyerek geçmiyor mu? Mutluluğun ayak seslerinin her an koridorda duyuluvereceği umuduyla, göğsüm eziliyormuş hissiyle beklesem de sonuç sıfır. Of, yaşam ne kadar zavallıca! Herkesin keşke doğmaz olsaydım diye düşündüğü bir gerçek. Üstelik her gün sabahtan akşama kadar boşu boşuna bir şeyler bekliyorlar. Çok zavallıca. İyi ki doğmuşum demek; hayatımı, insanları, dünyayı sevmek istiyorum.