“Bu ülke boyunca tüm insanlar neşeli… Hem kadınlar hem de erkekler daima gülüyorlar, şakalar yapıyorlar, dans ediyorlar” diye devam ediyor 1528 yılından bir yorum.
Babam beni görünce elleriyle yüzünü kapattı, derin derin bir iki nefes alıp kendini toparladı. Sonra yüzünü açtı, gülümsemeye çalıştı, “Sen niye geldin?” diye sordu.
“Hiç,” dedim. “Bakmaya öyle.”
Babam gülümsemeye çalışırken birden durdu, yine ağlamaya başladı. Elimi omzuna attım, azgın dalgaların kayalıklara attığı iki sandaldık o anda, “Üzülme baba,” dedim, “alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha.”
“Ona üzülmüyorum ki ben,” dedi babam. “Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık.”
Elini göğsüne götürmüştü sonra, tam kalbinin üstüne, “Burası da gülüyor,” demişti. “Burası çok mutlu.” Elini omzuma atmıştı sonra, “Sen neyi dert ediyorsun ki,” diye eklemişti. Neyi mi dert ediyorum? “Kendine gel,” demeliydim o zaman, onu dert ediyorum işte şimdi.