Kardeşim büyükçe bir katlanır masa açıyor ve üzerine kocaman bir haşlanmış buğday kasesi koyuyor. Buğday hala sıcak ve ocak ayının dondurucu havasında üzerinden buhar yükseliyor. Herkese azar azar bardaklara döküyor. Benimkini uzatırken kulağıma fısıldıyor: Onu rüyanda görmek istiyorsan, buğdayı burada, mezarın başında yemelisin. Ona babamın vefatından sonra onu rüyamda neredeyse hiç görmediğimi söylemiştim. Rüzgar o kadar kuvvetli ki tüm mumlar sönüyor. Etrafıma bakınıyorum ve babamın etrafındaki mezarların dolduğunu görüyorum, kırk gün önce burada sadece onun mezarı vardı.
Sonra eve uzun bir yürüyüş yaptık. Ve ancak Mlafdost 1’ deki sıvası dökülmüş sarı apartmanın giriş kapısının önünde bana şöyle dedi: Üzüldüğüm tek bir şey var. Biraz daha yaşamak isterdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum.
Şu çocuğun beni hatırlaması için. Buydu hayali, ölümsüzlük fikri ya da ona ne derseniz deyin - bir çocuğun hafızasında kalmak.