YOLUN SONUNDAKİ KADINLAR..
Bitti 448 sayfa..
Merhaba kitap dostları..
Sadece bir suçun peşine düşen klasik polisiyelerden farklı olarak, insan zihninin karanlık dehlizlerinde geçen, suçluluk duygusunu ve deliliği merkezine alan derin bir psikolojik polisiye romanıdır. Hikayenin odağında, Cinayet Büro'da görev yapan ancak mesleğine ve hayata karşı tüm bağlarını koparmış, son derece savruk ve umursamaz bir komiser yer alır. Bu komiser, geçmişte yaşadığı travmaların veya çözemediği içsel çatışmaların ağırlığı altında ezilmekte, gerçek dünyadan tamamen koparak kendi izole iç dünyasına hapsolmuş durumdadır.
Tam bu zihinsel çöküşün ve çıkmazın ortasındayken, kimden ve ne amaçla geldiği gizemini koruyan, hayatının akışını kökten değiştirecek sıra dışı ve dramatik bir teklif alır. Bu teklif, komiseri sadece yeni bir gizemin içine çekmekle kalmaz; aynı zamanda bastırmaya çalıştığı bilinçaltını, sanrılarını ve geçmiş hesaplaşmalarını da su yüzüne çıkarır.
Romanın en ayırt edici özelliği, kurgusunun geometrik bir mucize olan Möbius Şeridi formunda tasarlanmış olmasıdır. Hikaye düz bir çizgide ilerlemez; gerçeklik ile bilinçdışının sınırları sürekli birbirine karışır, olaylar iç içe geçer ve bir merak yumağı halinde okuyucuyu peşinden sürükler. Karakterin yaşadığı derin zihinsel yorgunluk, suçluluk duygusu ve "iyileşme umudunu kaybetmiş olma" hali, dış dünyadaki polis telsizleri ve siren sesleriyle birleşir. Karakter için polis tarafından yakalanmak bir son veya ceza değil, bu zihinsel hapishaneden kurtulacağı bir teslimiyet anıdır.
Okuyucu sayfalar boyunca neyin gerçek, neyin komiserin zihninin bir oyunu olduğunu çözmeye çalışırken, kitabın son sayfasına geldiğinde sarsıcı bir döngüyle karşılaşır: Hikaye bittiği an, aslında en başına, yani Möbius şeridinin