Mustafa Kemal bu vahim durum karşısında dahi ümitsizliğe düşmüş değildi. Çünkü ümitsizlik, bir fert için de, bir millet için de felaketlerin en büyüğü idi. O, bu görünüşteki imkansızlıklar içinde dahi azim ve cesaret sahibi bir yurtsever için yapılacak çok şey olduğu kanısında idi.
Kendini zayıf ve aciz gören insanlar, nispeten kuvvetli ve azimli insanlardan merhamet dilendikleri zaman mutlaka, kendilerine acındıracaklarına kani olmak için bilmem ne his ve sıfatta olmalıdırlar.
Yeryüzünde üç yüz milyonu aşan Müslüman vardır; bunlar, ana, baba ve hocalarından terbiye ve ahlak dersi almaktadırlar; fakat esefle görülen gerçek olay şudur ki, bu yüz milyonlarca insan toplulukları şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevi terbiye ve ahlak onlara bu esirlik zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetini verememiştir, veremiyor, çünkü terbiyenin hedefleri milli değildir.