Müftü Efendi tuttu diskur yapmak istedi. Dedi ki, efendim bizim talebeyi askere alıyorlar ve askerde bulunan talebenin iadesine müsaade etmiyorlar. Birkaç defa hükümete yazdık cevap vermediler. Emir buyurunuz dedi! Ben de ecanibin yanında bunları rencide etmemek için peki dedim, icabına bakarım.. Yok dedi. Emir veriniz! Ahz-i asker reisi paşa vardır. Buradadır. Vali vardır buradadır dedi. Nazar-ı dikkate alırız dedim! Efendim dedi şimdi emir veriniz.
O zaman vaziyeti tetkik ettim. Müftü Efendi hocaların herkes üzerinde müessir olduğunu ispat için bana hükmediyordu. Gayet yüksek sesle hocalara dedim ki, bir sürü asker firarisi toplanmışsınız! Bütün medreselerde sizin gibi insanların yekununu toplasak Karahisar'ı istirdat etmeyi mi yoksa burada oturmak mı? Bu mühim bir hadise oldu.
Şöyle bir hayal vardır ki, Hilafet sıfatını takındığımız zaman bütün Alem-i İslam muavin ve müzahirdir! Nedir yani? En felaketli anları geçirdiğimiz zaman ne yaptılar? Bizim aleyhimize gelip, harb ettiler!
Hatta Alem-i İslama şamil olarak kalması zaaftır. Yani bugünkü şeraite göre biz kendi üzerimizdeki fenalığı tezyid ediyoruz. Böyle sembol olarak denecek! Fakat kimse böyle sembol tanımıyor ki... Zannediyor musunuz ki Hintliler, Mısırlılar Afganlılar vesaireler dini bir alaka ile bize merbutturlar. Hint Hilafet Komitesi vardır. Aynı meseleye dair muhaberatımız oldu. Sonra Mısırlılar vesaire ile muhaberemiz vardır. Bunların bizden rica ettikleri şey, siz çalışın da biz kurtulalım ve biz size Hilafetten dolayı merbutuz. Efendim, Hilafetten dolayı bana merbut olma! 70 milyonu kurtarmak için 8 milyonu da mahva teşebbüs etme! Mısır 14 milyon nüfusa maliktir. Bizden daha fazla nüfusludur. Kendilerini kurtarmaya çalışsınlar. Kendinizi kurtarın! Efendiler! Hilafet milletimize bir başbelasıdır. Osmanlı Padişahlığı Hilafeti almadan evvel Osmanlı devrinin en parlak safhasını yapmıştır. Fakat bu Hilafet mevkiini aldıktan birkaç sene sonra sukuta başlamıştır. Menfaat göstermemiştir.
Bu münasebetle beyan edeyim ki, Fransızlar inkılab-ı kebirde muvaffak olabilmek için hemen yüz sene çalışmıştır. Biz ise inkilabımızın üçüncü senesindeyiz. Kimse iddia edemez ki, bu inkılab da berakse maruz kalmayacaktır. Ve bunu her zaman varid görmek ihtiyatlı bir hareket olur. Bu üç senein akıttığı kanların kifayeti için aksülamelleri doğduğu yerde boğmak lazımdır.
Milletler hakimiyetini muvakkaten dahi olsa tevdi edeceği meclislere dahi lüzumundan fazla emniyet ve itimat etmemelidir. Çünkü meclisler dahi istibdad yapabilir.