Ögeday’ın karnından bir gümbürtü,omuzlarını sarsan ve kaftanını titreten bir kahkaha yükseldi. “İçkiye düşkünlüğüm mü? Kardeşim ne kadar içtiğimi mi dert ediyor?” Eliyle bıyığını silerken tahtının kolçağında duran kadehi fark etti ve onu alıp genç elçiye fırlattı. Kadeh deri yeleğine çarpıp toz kaldırırken savaşçı irkilmeyecek kadar soğukkanlıydı. “Kardeşim damızlık bir kısrakmışım gibi üstüme titriyor.” Ayağa kalkıp iki adamın önünde yükselirken kahkahasının son notası sesindeki gümbürtülü bir akis hâlini aldı. “Ben Moğol İmparatorluğumun Kağan’ı Ögeday’ım. Canım nasıl isterse öyle davranırım. Kardeşim dikkatini benim adıma fethedebileceği krallıklara vermeli. Yeğeni Batu gibi. Oğullarım gibi. Geri kalanı onu hiç ilgilendirmez.”
Ayaklarına kapanacakları birine ihtiyaç duyuyorlar, hepsi bu.
Reklam
Ben bir Moğol savaşçısıyım. Açık havaya, ayaklarımın altındaki bozkırlara ve başımın üstündeki Ebedi Mavi Gök’e aidim. Başka bir şey istemiyorum.
Sayfa 436·Kitabı okudu
Bu ebedi imparatorluk Timuçin’in Börte’ye olan aşkından doğdu.
Sayfa 302·Kitabı okudu
Dünya parçalanıyor...
ve hepimiz çatlaklardan içeri düşeceğiz .
Sayfa 270·Kitabı okudu
Reklam
Reklam