Ögeday’ın karnından bir gümbürtü,omuzlarını sarsan ve kaftanını titreten bir
kahkaha yükseldi. “İçkiye düşkünlüğüm mü? Kardeşim ne kadar içtiğimi mi dert
ediyor?” Eliyle bıyığını silerken tahtının kolçağında duran kadehi fark etti ve
onu alıp genç elçiye fırlattı. Kadeh deri yeleğine çarpıp toz kaldırırken savaşçı
irkilmeyecek kadar soğukkanlıydı. “Kardeşim damızlık bir kısrakmışım gibi
üstüme titriyor.” Ayağa kalkıp iki adamın önünde yükselirken kahkahasının son
notası sesindeki gümbürtülü bir akis hâlini aldı. “Ben Moğol İmparatorluğumun
Kağan’ı Ögeday’ım. Canım nasıl isterse öyle davranırım. Kardeşim dikkatini
benim adıma fethedebileceği krallıklara vermeli. Yeğeni Batu gibi. Oğullarım
gibi. Geri kalanı onu hiç ilgilendirmez.”