Londra! Millerce yapayalnız ev, kat kat ya da oda oda kiraya verilmiş; yuva denen bir şey yok, topluluk, mahalle yok, sadece mahmur bir kaos içinde mezara sürüklenen anlamsız yaşantılar yığını! İnsanları, yürüyen cesetler olarak gördü. Kendi iç sefaletini yansıttığı düşüncesi onu pek rahatsız etmiyordu.
"Ben onu demek istemedim. Yani şiirler ölü. İçlerinde hayat yok. Yazdığım her şey öyle. Yaşamıyor, ürkek. Çirkin ya da kaba olmayabilir,ama ölü- düpedüz ölü." "Ölü" sözcüğü zihninde yankıdı, yankıdı, kendi düşünceler zincirini oluşturdu. Gordon konuşmasını sürdürdü:" Şiirlerim ölü, çünkü ben ölüyüm. Sen ölüsün. Hepimiz ölüyüz. Ölü bir dünyada ölü insanlar... "
Gordon kağıda sözsüz bir nefretle baktı. Belki de dünyada hiçbir aşağılama bu kadar ölümcül olamazdı, çünkü hiçbiri bu kadar yanıtlanması olanaksız olamazdı.